12 Ekim 2009 Pazartesi

Gelecek Korkusu...

Psikolog Derya Öztürk. Duyu algı eğitimi alanında çalışmalar yapan, Nöro- Linguistik Programlama (NLP) Eğitmeni alan bir psikolog. Stres ve depresyonun altında yatan gerçek nedenlerden birisinin 'gelecek korkusu' olduğunu belirtiyor. Gelecek korkusu çok fazla olan insanların şimdiki anı yaşamadığını, yaşadıkları andan keyif alamadığını söylüyor.

Psikolog Derya Öztürk, yaptığı açıklamada, gelecek korkusunun yaygın ve pek çok kişinin elinde olmadan karşı karşıya kaldığı korku olduğunu kaydetti. Öztürk, gelecek korkusunun derinlerinde 'değişim korkusunun' yattığını söyledi.
İnsanoğlunun sadece yalnızca 'düşme ve yüksek ses' korkusuyla dünyaya geldiğini vurgulayan Öztürk, bunun dışındaki tüm korkuların öğrenilmiş korkular olduğunu kaydetti. Öztürk, zihin tarafından yaratılan sanal korkulardan kurtulmanın mümkün olduğuna işaret ederek, 'Yeter ki bu korkulara sahip olduğunuzu kabul edin ve kurtulmak isteyin. Tüm korkular geçmişteki olumsuz deneyimlerimiz sonucu oluşmuştur' dedi.

ACI ÇEKMEKTEN, MUTSUZ OLMAKTAN KORKULUYOR

Kişilerin yaşadığı koşullardan memnun olmasa da farkında olmadan koşulları değiştirmek istemediğine dikkat çeken Öztürk, şunları dedi:

'Çünkü insan yeniden korkuyor. ’Yeni’ hayatına girmesin diye sürekli düşünüp duruyor ve zihnini bir türlü susturamıyor.

Düşünmez ve kontrol etmeye çalışmaz ise gelecekte başına gelebileceklerden o kadar çok korkuyor ki, ’ya öyle olursa, ya böyle olursa, ya şöyle olursa’ gibi varsayımlar üretip duruyor ve sürekli geleceği kontrol altında tutmaya çalışıyor. Zihni sürekli çalışıyor. Hata yapmaktan o kadar çok korkuyor. Daha derinlerde sahip olduklarını kaybetmekten korkuyor. Sahip olduklarını kaybederse istemese de hayatına ’yeni’ olan girecek.' Psikolog Öztürk, kişilerin değişimle birlikte stres hormonlarının sürekli salındığını kaydetti.

'İNSANLARIN NEREDEYSE TAMAMI MUTSUZ, MUTLULUĞU ARIYOR'

'Gerçekte içimizdeki ne ise dışımızdaki mutsuzluk, stres, acı, başarısızlık, korku olur' diyen Öztürk, bu yüzden de insanların neredeyse tamamının mutsuz olduğunu ve mutluluğu aradığını söyledi. İnsanların hem yeniden korktuğunu, hem de eskiyi bırakamadığı vurgulayan Öztürk, farkında olmadan kişinin kendi içinde sürekli bir içsel çatışma yaşadığını ifade etti.

'YAŞAMIMIZI KORKULAR YÖNETİYOR'

Psikolog Derya Öztürk, 'gelecek korkusu' çok fazla olan insanların şimdiki anı yaşamadığını ve yaşadıkları andan keyif alamadığına dikkat çekerek, 'Bu kişilerin zihinleri sürekli olarak ya geçmişte ya gelecekte yaşıyor. Mutluluk ya geçmişte yada gelecekte oluyor' diye konuştu. Zihnin geçmişte ve gelecekte yaşamasının depresyonun altındaki en önemli nedenlerden biri olduğunu dile getiren Öztürk, şöyle konuştu:

'’Şu olunca mutlu olacağım bu olunca mutlu olacağım’ diyerek zihinlerini sürekli gelecekte olabilecek olması muhtemel şeylere programlıyorlar. Temelinde yatan ise; cesaret ve özgüven eksikliği. Ve insanların aslında sorumluluktan korkmaları. Kimse rahatı bozulsun istemiyor. Hastalar iyileşmek istemiyorlar çünkü iyileşmek onlar için yeni bir şey.

İyileşirlerse sorumluluk almak yaşama dönmek lazım. Çalışmak lazım. Birde tabii ki gördükleri ilgiyi, sevgiyi ve şefkati artık göremeyeceklerine inanıyorlar içten içe. İş değiştirmekten korkuyorlar, çünkü şartları ne kadar kötü olsa da yeni bir iş yepyeni sorumluluklar ve risk anlamına geliyor.

Yani yaşamımızı farkında olsak ta olmasak da korkular yönetiyor .

Haydi bağışlayın...

"Sizi belki dün, belki yıllar önce birisi incitti ve siz bunu hiçbir zaman unutmadınız. Siz bunu hak etmemiştiniz ki. Bu davranış öyle derinlere islediği belleğinizde kendisine çok gizli bir yer bulup yerleşti. Hala da caninizi yakmaya devam ediyor.

Yalnız değilsiniz. Unutmayın ki iyi niyetli insanların bile istemeden birbirlerini incittikleri bir dünyada yaşıyorsunuz. Çok yakin ilişkilere girdiğimizde karşımızdaki insanin ihanetine karşı korumasız kalabiliriz.

Bazı durumlarda hepimiz incindiğimiz konuları göz ardı edebiliriz. Allaha şükürler olsun ki her olayın bizi yaralaması yada incitmesi olası değildir. Fakat bazı acılar çok kolay unutulmayabilir, bunlar ayni, bir kumaşın üzerindeki inatçı bir leke gibi beynimize islerler.

Hak etmediğimiz derin acılar geçmişin derinliklerinden bugüne kadar sürüp gider. Bir arkadaşımız bize ihanet eder, anne yada babamız bizi istismar eder, eşimiz bizi terk eder, bu tur yaralar yeni bir günün doğmasıyla birlikte kendiliğinden iyileşmezler.

Bazı insanlar şanslıdır; bu insanlar unutabilmek gibi çok özel meyveden nasiplerini almışlardır. Hiç kin tutmazlar, geçmişe ait acıları hiç anımsamazlar. Acı dolu geçmişleri yeni doğan günle birlikte kendiliğinden yok olur. Fakat çoğumuz geçmişteki acıları bugüne taşır ve onları unutmayı bir turlu beceremeyiz.

Ancak bu konuda yapacak hiçbir şey yok mudur?

 

Amerikalı psikiyatrisi Lewis B.Semedes bir milyon satan kitabı "Bağışlayın ve Unutun" da insanlara böyle sesleniyor. Onun da belirttiği gibi hepimiz zaman zaman incinmişizdir. Unutamadığımız acılar vardır. Ve Bu acılar en çok kendimize zarar verir. Bizi yıpratır. İnsanlara düşman eder. Peki, bu acıyı unutmanın bir yolu var mıydı? Lewis B.Semedes "Acı veren anıların durdurulamayan gücünün karşısında tek bir güç vardır" diyor.

"Bağışlayabilmenin gücü".

Bağışlayabilmek iyi niyetli olmalarına karşın insanların birbirlerine haksizlik yaptığı ve birbirlerini çok derinden yaraladığı bu dünyada Allah’ın bizlere sunduğu özel bir armağandır.

Lewis B. Semedes bağışlayabilmeyi her ne kadar Allah’ın bir lütfü gibi sunsa da ancak sevginin bunu başarabileceğini de ekliyor.

"Bağışlamak sevginin çözebileceği en zor ve en riskli istir. Bağışlamak çoğu insana doğal bir şey gibi gelmez. Hakça davranma duygumuz, insanların yaptıkları hataların bedelini ödemeleri gerektiğini söyler bize. Oysa bağışlamak doğa kanunlarının ortadan kaldırılabilmesi için sevginin ortaya koyduğu en büyük güçtür."

İlginç değil mi? Bağışlamanın sevginin denendiği en zor islerden biri olduğunu hiç düşünmemiştim. Bağışlama belkide insanin kendisine yapabildiği büyük iyilik. Bir çeşit kendini arındırma ölümcül bir hücreye karşı koyabilme yeteneği. Doğrusu yaşamımızda en az bir kez denememiz gereken bir olgu.

Simdi sessizce oturun bir koltuğun üstüne ve kendi kendinize sorun;

"Bağışlamak nasıl başarılır acaba?"

 

Bu sorunun yanıtını denemeye değmez mi?

 

Hadi başlayın.