22 Haziran 2009 Pazartesi

Kaza geçiren sigortasız yurttaşların tedavisini Garanti Sigorta Fonu karşılıyor

Kaza geçiren sigortasız yurttaşların tedavisini Garanti Sigorta Fonu karşılıyor, ama bilen yok…

Garanti Sigorta Fonu Genel Sekreteri Kongar: "Kaza geçiren sigortasızların masrafını, başvuranlara veriyoruz. Ama kimse bilmediği için parasını alan yok. Fon'da 110 trilyon lira birikti."
Trafik kazası geçiren vatandaşların tedavi masrafları ile ölüm giderlerini karşılamak için kurulan Garanti Sigorta Fonu'nun hesabında 110 trilyon lira birikti ama vatandaş parasızlıktan hastane kapısında can veriyor.
Trafik kazalarında yaralanan ya da ölen sigortasız vatandaşların milyarlarca lira tutan tedavi veya cenaze masraflarını karşılamak için kurulan Garanti Sigorta Fonu'nda tam 110 trilyon lira birikti; çünkü uygulamadan kimsenin haberi yok. Sağlık Bakanlığı'nın hastane yönetimlerini bilgilendirmemesi ve vatandaşların da kanunları yeterince bilmemesi nedeniyle fona herhangi başvuru olmazken, çok sayıda parasız vatandaş hastane kapılarında can veriyor. Fondan sorumlu Türkiye Sigorta Reasürans Şirketleri Birliği Genel Sekreteri Bilge Kongar,
"Trafik kazası geçiren sigortasız tüm vatandaşlar başvurup tüm masraflarını bizden alabilirler" dedi.

SADECE UYANIK AVUKATLAR KULLANIYOR
Kaza geçiren parasız vatandaşların çok zor durumda kaldığını belirten Kongar, "Hem bakanlığın hem de vatandaşların kanunu bilmesi gerekiyor. Ancak ne Sağlık Bakanlığı uyarıyor ne de vatandaşlar bunu biliyor. Bu yüzden fonu her biri 20- dosya ile gelen uyanık avukatlar kullanıyor" diyor. Kongar, 450 milyar ve yeni primleri faizle değerlendirdikleri için 110 trilyona ulaşıldığını belirterek şunları söyledi: "Devlet Ziraat Bankası'nda faizsiz tutuyordu. Biz ise faizde tutuyoruz. Para çoğalınca bunu alıp oraya buraya vermek; peşkeş çekmek istiyorlar. Biz ise kazalarda mağdur olanlar gelip alsın diyoruz. Duyurular, açıklamalar yapıyoruz. Fakat vatandaşın haberi yok." Kongar bu konuda açıklamalar yapan Eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş'a yanıt olarak da "Durmuş'un dediği gibi devlette biriken fonu kimsenin yediği yok. Bakan önce kanunu okuyup personelini bilgilendirseydi vatandaşlar bu fonu kullanırlardı" diye konuştu.

Sigortası olmayanların masrafları karşılanıyor
1991 yılında Hazine Müsteşarlığı bünyesinde kurulan Garanti Fonu, 1998'in sonuna kadar Hazine Müsteşarlığı Sigorta Genel Müdürlüğü bünyesinde kaldı. Amacı, trafik sigortası olmayan araçların meydana getirdiği yaralama ve ölüm masraflarını karşılamak. Plakası belirsiz araçların verdiği zarar da karşılanıyor. Fonun kaynağını trafik sigortası yaptıran vatandaşlardan kesilen pay oluşturuyor. Trafik sigortası yapan sigortalıların trafik primi içinde ödedikleri paranın yüzde 2'si ve yüzde 1'i sigorta şirketlerinin öz kaynaklarından karşılanıyor. Karayolları Trafik Sigortası Kanunu gereği eğer kaza yapan araç sigortalı ise, kaza sonucu yaralanan veya ölen kişilerin masrafını sigortalı olsun ya da olmasın şirketi karşılıyor.

7 YILDA 3 ÖDEME
Kazaya neden olan araç sigortasız veya plakası bilinmiyorsa zarar görenler direkt birliğe gelip masraflarını alabiliyor. Fon, 1998 sonunda Hazine'den alınarak Türkiye Reasürans Şirketleri Birliği nezdinde bir hesaba aktarıldı. Adı önceden Garanti Sigortası Fonu iken devletin dahil olduğu tüm fonlar kapatılınca Garanti Sigortası Hesabı olarak değiştirildi.1998' in sonuna kadar 7 yılda Hazine'de, 450 milyar lira birikti. Ancak 7 yılda sadece üç kişiye ödeme yapıldı. Birlik bünyesindeki fon bütçesi Hazine'nin aksine bankada faizle değerlenince fon 110 trilyona ulaştı. Şimdiye kadar fondanyararlanmak için 1.623 kişi başvurmuş, bin 42 dosya ise sırada bekliyor. Birlik bünyesindekifonun yükümlülüğü daha sonraki yıllarda kanuna eklenen maddeler ile sadece bedensel hasarları ödemekten çıkarıldı.

ihtiyacı olan parayı nasıl alacak

Kaza geçiren vatandaş hastane masraflarını faturalı olarakTürkiye Sigorta Reasürans Şirketleri Birliği'ne iletecek. Bunun için birliğe,0212 32419 50 nolu telefondan ulaşılabilir. Türkiye'nin her yerinden başvuru aynı şekilde yapılacak. Gerekli belgeler ise hastane faturası, ikametgah senedi, nufüs cüzdan örneği, trafik zaptı ve imza beyanı. Belgeleri inceleyen birlik, vatandaşın verdiği banka hesap numarasına parayı yatırıyor.

 

 

Tel: 0-212-324-19-50

http://www.tsrsb.org.tr/
http://www.tsrsb.org.tr/private/trk/...rantiadres.htm

Trafik Kazası Sonucu Oluşan Hastane Masrafları
-----------------------------------ALINTI-----------------------------------

Başımıza gelmez inşallah ama bilmemizde de fayda var... Kaza geçiren sigortasız yurttaşların tedavisini Garanti Sigorta Fonu karşılıyor, ama bilen yok!


"Trafik kazasi sonucu yaralanan ve hastaneye kaldirilarak tedavi altina alinan kazazedelerin, kanuna göre tedavi için ücret ödememesi gerektigi belirtildi.
Tüketiciler Birligi, kazazedelerin haklariyla ilgili bir rapor hazirladı.
Kaza sonucu yaralanan ve herhangi bir hastanede tedavi gören kazazedelerden, bu tedavileri sonucu hastane tarafindan ücret talep edilemeyeceginin belirtildigi raporda; 2918 Sayili Trafik Kanunu'nun, herhangi bir trafik kazasi sonucu yaralanan kisinin en kisa sürede hastaneye yetistirilmesi ve gereken tedavinin yapilmasi hükümlerini içerdigi belirtiliyor.
Yönetmelige göre, hastane acil servisi, kendisine gelen kazazedenin maddi durumuna, sosyal güvencesinin olup olmadigina ve hastanin özelligine bakmadan gereken tedaviyi ve müdahaleyi herhangi bir ücret talep etmeden yapmak zorunda.
Bu tedavi sonucu olusan masrafin ise Saglik Bakanligi Karayollari Trafik Döner Sermaye Isletmesi tarafindan karsilanacaginin belirtildigi rapora göre, vatandaslar haklarini bilmedikleri için sorunlar yasaniyor. Hastanelerin de bu kanundan bihabermis gibi gözüküp vatandastan para talep etmelerinin suç oldugu belirtiliyor."
Trafik Kazası Geçirdiğinizde Hastane Masraflarınızı Karşılayan Bir Kuruluş Var !

Yazının içeriğinin doğruluğunu aşağıdaki adresten teyit edebilirsiniz:

Tel: 0-212-324-19-50

http://www.tsrsb.org.tr/
http://www.tsrsb.org.tr/private/trk/...rantiadres.htm


Size çarpan araç faili meçhul ise veya aracın sigortası yoksa bütün hastahane masraflarını cebinizden yapmışsanız faturayı aşağıda bahsi geçen sigortaya veriyorsunuz. Sigorta size paranızı tamamını ödüyor.

SSK ve bağ-kurun ödemelerini değil sadece kendi cebinizden ödediğiniz paraları ödüyor.

Ölümlü ise kaza yine para ödüyorlar.

Daha ayrıntılı bilgi için yukarda verdiğim dahili 204 nolu telefonu arayın.

Kaza geçiren sigortasız yurttaşların tedavisini Garanti Sigorta Fonu karşılıyor, ama bilen yok!

Garanti Sigorta Fonu Genel Sekreteri Kongar: "Kaza geçiren Sigortasızların masrafını, başvuranlara veriyoruz. Ama kimse bilmediği için parasını alan yok. Fon'da 110 trilyon lira birikti."

Trafik kazası geçiren vatandaşların tedavi masrafları ile ölüm giderlerini karşılamak için kurulan Garanti Sigorta Fonu'nun hesabında 110 trilyon lira birikti ama vatandaş parasızlıktan hastane kapısında can veriyor. Trafik kazalarında yaralanan ya da ölen sigortasız vatandaşların milyarlarca lira tutan tedavi veya cenaze masraflarını karşılamak için kurulan Garanti Sigorta Fonu'nda tam 110 trilyon lira birikti; çünkü uygulamadan kimsenin haberi yok. Sağlık Bakanlığı'nın hastane yönetimlerini bilgilendirmemesi ve vatandaşların da kanunları yeterince bilmemesi nedeniyle fona herhangi başvuru olmazken, çok sayıda parasız vatandaş hastane kapılarında can veriyor.

Fondan sorumlu Türkiye sigorta Reasürans Şirketleri Birliği Genel Sekreteri Bilge Kongar, "Trafik kazası geçiren sigortasız tüm vatandaşlar başvurup tüm masraflarını bizden alabilirler" dedi. SADECE UYANIK AVUKATLAR KULLANIYOR Kaza geçiren parasız vatandaşların çok zor durumda kaldığını belirten Kongar, "Hem bakanlığın hem de vatandaşların kanunu bilmesi gerekiyor. Ancak ne Sağlık Bakanlığı uyarıyor ne de vatandaşlar bunu biliyor. Bu yüzden fonu her biri 20- dosya ile gelen uyanık avukatlar kullanıyor" diyor. Kongar, 450 milyar ve yeni primleri faizle değerlendirdikleri için 110 trilyona ulaşıldığını belirterek şunları söyledi: "Devlet Ziraat Bankası'nda faizsiz tutuyordu. Biz ise faizde tutuyoruz. Para çoğalınca bunu alıp oraya buraya vermek; peşkeş çekmek istiyorlar. Biz ise kazalarda mağdur olanlar gelip alsın diyoruz.

1991 yılında Hazine Müsteşarlığı bünyesinde kurulan Garanti Fonu, 1998'in sonuna kadar Hazine Müsteşarlığı Sigorta Genel Müdürlüğü bünyesinde kaldı. Amacı, trafik sigortası olmayan araçların meydana getirdiği yaralama ve ölüm masraflarını karşılamak. Plakası belirsiz araçların verdiği zarar da karşılanıyor. Fonun kaynağını trafik sigortası yaptıran vatandaşlardan kesilen pay oluşturuyor. Trafik sigortası yapan sigortalıların trafik primi içinde ödedikleri paranın yüzde 2'si ve yüzde 1'i sigorta şirketlerinin öz kaynaklarından karşılanıyor.

Karayolları Trafik Sigortası Kanunu gereği eğer kaza yapan araç sigortalı ise, kaza sonucu yaralanan veya ölen kişilerin masrafını sigortalı olsun ya da olmasın şirketi karşılıyor. 7 YILDA 3 ÖDEME Kazaya neden olan araç sigortasız veya plakası bilinmiyorsa zarar görenler direkt birliğe gelip masraflarını alabiliyor. Fon, 1998 sonunda Hazine'den alınarak Türkiye Reasürans Şirketleri Birliği nezrinde bir hesaba aktarıldı. Adi önceden Garanti Sigortası Fonu iken devletin dahil olduğu tüm fonlar kapatılınca Garanti Sigortası Hesabı olarak değiştirildi. 1998' sonuna kadar 7 yılda Hazine'de, 450 milyar lira birikti. Ancak 7 yılda sadece üç kişiye ödeme yapıldı. Birlik bünyesindeki fon bütçesi Hazinenin aksine bankada faizle değerlenince fon 110 trilyona ulaştı. Şimdiye kadar fondan yararlanmak için 1623 kişi başvurmuş, 1042 dosya ise sırada bekliyor. Birlik bünyesindeki fonun yükümlülüğü daha sonraki yıllarda kanuna eklenen maddeler ile sadece bedensel hasarları ödemekten çıkarıldı. İHTİYACI OLAN PARAYI NASIL ALACAK Kaza geçiren vatandaş hastane masraflarını faturalı olarak Türkiye Sigorta Reasürans Şirketleri Birliği'ne iletecek.
Bunun için birliğe, 0-212-324-19-50 nolu telefondan veya
http://www.tsrsb.org.tr
adresinden ulaşılabilir. Türkiye'nin her yerinden başvuru ayni şekilde yapılacak.
Gerekli belgeler ise hastane faturası, ikametgah senedi, nüfus cüzdan örneği,trafik zaptı ve imza beyanı.
Belgeleri


 

 

19 Haziran 2009 Cuma

Hayatın Yüzüne Bak

Hayatın Yüzüne Bak...

 

Hayat, bir zaman sonra, bizim için bildik, ezberlenmiş, hattâ bütün çekiciliğine rağmen kendini tekrarlama-sıyla sıkıcılaşmış, bulanık bir sergüzeşte dönüşür; elimizdeki bu eskimiş, eprimiş, parlaklığını yitirmiş zaman parçasından yeni bir macera yaratamayacağımıza inanırız, geçmişteki hayal kırıklıklarımız gelecekle ilgili hayallerimizi de köreltip soldurur, gizlice küseriz.
Duvara asılmış eski bir fotoğraf olur hayat.


Onda yeni bir şey bulmayacağımıza o kadar eminiz-dir ki artık dönüp de bakmayız bile ona.
Hayatla ilişkimizin böyle donuklaştığını, beklentilerimizin, umutlarımızın kaybolduğunu sezen Virginia Woolf o yüzden, 'Hayatın yüzüne tekrar tekrar bakmamızı' söyler bize.
Kendisini sarsalayan hastalıkları nedeniyle hayata gücenik ve dargın gözlerle de baksa, iyileşemeyeceğine inanıp sessizce kendini sulara bırakıp hayatı terk etse de, kendisini gücendiren hayattan romanlar, hikâyeler ve yeni hayatlar yaratmayı başarmıştır.


Kendisi hayata küserken, insanlara hayatın bir gününden, hattâ bir ânından unutulmaz bir hatıra, binlerce kez okunacak bir roman çıkartılabileceğini göstermiştir.
O bizi darıltan, gücendiren, küstüren hayatın içinde ne sahneler, ne cümleler, ne duygular kıpırdar; değerini kavrayamadığımız nice anı, bize bir şans daha verecek
olan geleceğin içinde saklı nice ihtimal bir kez daha onlara bakmamız için bizi bekler.
Hayatın bizim değerimizi bilmediğinden yakınırken aslında hayatın değerini bilmeyenin biz olduğumuzu anlamamız her zaman mümkündür.


Virginia Woolf'un hayatını, onun yazdığı Mrs. Dallo-way isimli romanla birleştirerek Saatler isimli bir roman yazan Cunningham'ın kahramanlarından biri, o değerini bilmediğimiz anlardan birini daha sonra hatırladığında kederle, o ânı 'mutluluğun başlangıcı sandığını ama o ânın aslında mutluluğun kendisi olduğunu' düşünür.


O başlangıç ânının devamının gelmemesinden doğan hayal kırıklığı, yıllarca sonra, mutluluğun aslında o an yaşandığını anlamanın yarattığı bir minnettarlığa ve sevince dönüşür.
Adam, yaşadığı ânın adını yanlış koymuş, o ânı çok umursamayıp ondan sonra gelecek anlarla ilgilenmiş ve epeyce zaman sonra beklediği ânın aslında ona gelmiş an olduğunu anlamıştır.
Hayata tekrar bakmak, ona kaybolmuş bir ânı, kıymeti bilinmemiş bir mutluluğu ve çok az insanın sahip olabildiği bir duyguyu yaşamış olduğunu fark etmenin sevincini getirmiştir.
Mutsuz, sıkıntılı, kezzaplı bir hayatın içinde bile bazen öylesine ölümsüz bir an vardır ki bütün bir hayatı o anla geçirebilirsiniz.


Zamanın bize bağışladığı anlar içinde en değersiz bulduğumuz an genellikle yaşadığımız andır, kıymeti en az bilinen, bütün anlar içinde en 'üvey' olan, kendimize en uzak tuttuğumuz an tam da avucumuzda bulunan o andır.
Onun değerini anlamak için hayata tekrar tekrar bakıp, onu kendine benzer birçok ânın arasından yeniden bulup çıkarmamız gerekir bazen.
Hayata bakın.


Belki de kıymetini bilmediğiniz bir hazine saklı, bir köşesinde.
Belki de size verilenin ne olduğunu, size verildiğinde anlamadınız.
Belki de size verilecek olanın ne olduğunu, hayata iyi bakmadığınız için göremiyorsunuz.
Saatler romanının hasta şairi, kendisini bir pencere pervazından aşağıya, kaldırımda kendisini bekleyen ölüme bırakmadan önce bütün hayatını bir daha değerlendirirken kendisine kucağında bir demet çiçekle bakan kadına:
— Hayata neyle başlarsan başla elinde çok az şey kalıyor. Gurur ve aptallık. Halbuki her şeyi istemiştik, öyle değil mi, der.
Gurur ve aptallık.


Hayattan elimizde kalan bu mu?
Bazen, evet...
Her şeyi isteyen bir kibirle hayata yaklaşıp bize verilenleri şımarıkça reddettiğimizde, evet, elimizde kalan budur, gurur ve aptallık.
Hayatı solduran, bizi kederlendiren hep aynı şey, kendi açgözlü şımarıklığımız.
Kendi aldırmazlığımız.


Yaşadığımız ânın bir başlangıç olduğunu, daha iyilerinin de geleceğini düşünmek, daha iyileri için elimizdekini arsız bir çocuk gibi yerlere atmak, onu toza toprağa bulayıp yok etmek.
Zamanın karmaşık bir yumak gibi elimizde olduğunu, onu yaşadığımız her ânın ipliğini çekerek yaşayabileceğimizi, kıymetini bilmediğimiz bir ânın daha sonraki anları karmakarışık edeceğini bilmemek.


Ama hayata tekrar tekrar bakmak gerekir.
Hep yeni bir an gelecektir.


Geçmişte kaybolduğu için üzüldüğünüz âna benzer bir tane daha çıkacaktır belki yumaktan.
Kaybedilmiş duygular, bütün bir hayata rengini verebilecek anlar, mutlulukla mutsuzluk arasında gidip gelen o cılız, incecik bağlar belki de yumağın içinde hâlâ saklıdır.
Kaç kez, yaşadığımız ânın değerini bilmediğimiz için geleceği reddetmişizdir, kaç kez kıymetini anlayamadığımız bir anda yaşadığımızdan çok parlak olabilecek bir geleceği elimizden kaçırmışızdır.


Değerini bilmediğimiz her an bizi bir başka hayatı yaşamaya mahkûm eder.
Hayata iyi bakmadığımız için o anların ne anlama geldiğini fark edememişizdir.
Sonra da kaybettiğimize yandığımız için geçmişe ve geleceğe körleşmiş, hayatı eski bir resim gibi duvara asmış, onu öldürüp soldurmuş ve ona küsmüşüzdür.
Zamanın altın ilmekleri kurumuş avuçlarımızda tozlanıp küflenerek çürümüştür.
Romanda Woolf, kocasına, 'Hayatın yüzüne bak Le-onard' der, 'Her zaman hayatın yüzüne bak. Ne olduğunu bilebilmek için, sonunu bilebilmek için, onu olduğu gibi sevebilmek için hayatın yüzüne bak.'


Hayatın yüzüne bak.
Hayatın yüzü, yaşadığın anda saklı. Hayatın yüzü, geçmişteki o unutulmuş anda saklı. Hayatın yüzü, gelecekteki sırda saklı.


'Mükemmelliğini, vaat ettiği geleceğe' borçlu anlar vardır ama asıl mükemmel olan anlar size geleceği unutturacak kadar muhteşem olanlardır ve onların mükemmelliğini kavramak için

onlara iyi bakmanız, o ânın yüzünü görmeniz gerekir.
İki kişinin içine birlikte girip bütün varlıklarını paylaşabildikleri tek bir an bile bütün

hayat boyunca hatırlanmaya değecek kadar parlaklık katar yaşadıklarınıza.
O anları atmayın.


Belli olmaz, değerini bilmediğiniz bir anla kaybettiğiniz bir gelecek, belki de değerini bileceğiniz bir başka anla size bağışlanacaktır.
Bir tanrı kadar zalim olabildiği gibi bir tanrı kadar da bağışlayıcı olabilir hayat, bir tanrı kadar hoyrat olabildiği gibi bir tanrı kadar da cömert olabilir.
Woolf, intihara giderken kocasına yazdığı mektubu şöyle bitirir:
'Bizden daha fazla mutlu olabilecek iki insan yoktur.' Bunun kıymetini bilemediği için

çekmiştir belki onca acıyı.


Ama bunu bir kez bile söyleyebileceğiniz birini bul-muşsanız, bunu bir kere bile hissedebilmişseniz, zamanın altın ilmeklerinden birini tutmuşsunuz demektir.
Onu soldurmayın.
Ve gücenmeyin hayata.
Yüzüne bakın.
Orada belki de 'kaybolmuş geleceği' yeniden yaratacak olan o unutulmaz cümleyi göreceksiniz.
'Bizden daha fazla mutlu olabilecek iki insan yoktur.'