VE SAYISIZ NEDENLERDEN BAZILARI:
Sarı tabelalar
İnsana, bir ömrüm daha olsa... Yok yok, bir fazlası bile yetmez... Birkaç ömrüm olsa... Beni asıl hedefime ulaştıran ana yoldan sapsam... Şu sarının vaat ettiklerine uzansam... Eski hayatlara ilişsem. Zenginleşsem... Hayal kursam... Öğrensem... Tekrar kapayınca aracımın kapısını derin bir oh çeksem... Toprağa daha farklı baksam...' dedirten sarı tabelalar, bitmek bilmez bu ülkede. Rize'de, Mardin'de, Ankara'da, Ege'de, güneyde... Sınırsızca karşımıza çıkar... Binlerce yıldır mesela Amasya'da bir kral mezarını işaret eder, ya da dünyanın en eski mumyalanmış askerini... Çok hikâyeleri saklar...
İstiklal Caddesi
Bağırış, çağırış, aşk ilanları, aşk kavgaları, koşuşmalar, kaçışmalar, uyanıklar, şaşkınlar, sokak çalgıcıları, tramvay kovalayanlar, kilise çanları, kitapçılar, kafeler, barlar, müzik dükkânları, sinemalar, tarih kokulu binalar, sarhoşlar, seyyarlar, polisler, gösteriler, kalabalıklar, yalnızlar, mutlular, mutsuzlar... İstiklal'de zamanın akışı, o an yaşadıklarınızdan başka şeylere konsantre olma olasılığınızı oldukça azaltır. Bu enerjiyi dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız.
Nazım Hikmet
Memleketimi seviyorum
Çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım./Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı/memleketimin şarkıları ve tütünü gibi./Memleketim./Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,/kurşun kubbeler ve fabrika bacaları/benim o kendi kendinden bile gizleyerek/sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir./.../Memleketim./Ankara Ovası'nda keçiler/kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması./Yağlı, ağır fındığı Giresun'un./Al yanakları mis gibi kokan Amasya elması,/zeytin/incir/kavun/ve renk renk/salkım salkım üzümler/ve sonra karasaban/ve sonra kara sığır/ve sonra ileri, güzel, iyi/her şeyi/hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır,/çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım/yarı aç, yarı tok/yarı esir...
Rakı
Tekerlekten sonraki en yararlı ve yaratıcı, en eşitlikçi buluş... Bir içecek, el kadar yeşilliğin üstündeki gazete kâğıdına da, süt beyazı kolalı keten örtüye de bu kadar mı yakışır? Balığa da, maviye de, camsız meyhaneye de... Dilleri bülbül eder, milleti şair eder, alfabemizin az kullanışlı harfini abad eder... Aman saki... Canım saki... Doldur doldur da verr...
30 Ağustos 2008 Cumartesi
Türkiye yi sevmek için sebepler ...
ÇOK GÜZEL BiR YORUM
PROF. ÜSTÜN DÖKMENiN ÇOK GÜZEL BiR YORUMU
SONUNDAKİ FIKRAYI MUTLAKA OKUYUN !
'...Çocuğumuz düşüp kafasını masaya çarpınca biz hemen masayı
döveriz,
'he masa ehhhh sen niye orada duruyorsun' diye. Çocuk masa orada
durmasa kafasını çarpmayacağını sanır ve büyüdükçe yaptığı her
hatayı yükleyecek birini veya bir şeyi mutlaka bulur.'
Malum...
Mesela, bizim Balkan harbinden kalma, dandik vagonlara 160
Kilometre hız yaptırdılar. İlk virajda sizlere ömür...
Kimin üstüne kaldı?
Makinistin...
Mersin'de bayrağımız yakıldı, yırtıldı. Askere taş attılar, panzere
molotof... Memleket ayağa kalktı. Kimin yüzündenmiş?..
İki veled...
Gelene geçene ayran, tost falan satan, kendi halinde sakin bir kasabaydı,
Susurluk... İçişleri Bakanlığı, MİT, Jitem, generaller, özel tim polisleri,
kumarhaneciler, bakanlar, milletvekilleri, işadamları... 1000 kişi falan
yargılandı. Her şey kimin başının altından çıkmış?
Yeşil'in...
Deprem oldu... 7 vilayette 50 bin kişi öldü. Binlerce bina yıkıldı, on
binleri ağır hasarlı. Hepsinin sorumlusu olarak kimi kulağından tutup
hapse tıktık?
Veli Göçer'i...
Edirne'de b ebeler şakır şakır öldü... Hiç utanmadan bisküvi kolilerine
koyup, gömdüler. 'Araştırdık, ihmal yok' dediler. Peki neden öldü bu
yavrular? Klima'dan...
Dikkat isterim, klimacı bile değil, klima.
Rakıdan öldük. O gün ile bu gün arasında ne değişti?..
Kapağın rengi...
Sanal 'sorumlumuz' bile var... Yollarda her gün 20 insanımız heba oluyor.
Trafik Canavarı'ndan...
Dolar patlarsa?
Enflasyon Canavarı'ndan...
Hatta 'sorumlu olmayan sorumlumuz' da var... Milli takım oynayıp
yeniliyor. Suçlusu kim?
Takıma alınmayan Hakan...
Domatesleri Ruslara kakalayamıyoruz...
Sinekten...
Deli dana geliyor.
inekten...
Millet hormonlu diye tavuk yemiyor.
Erman Toroğlu'ndan...
Evleri su basıyor.
Yağmurdan...
Ormanlar yanıyor.
Sigaradan...
Gemi batıyor.
Dalgadan...
İyi de kardeşim, uçak neden düşüyor?
Rahmetli pilottan...
Peki bu şartlarda hayatta kalmayı nasıl başarıyoruz?
Allah'tan...
Yukarıdakilere uygun bir fıkra:
Bir gün melekler telaş içinde Allah'ın yanına çıkmış, yerlerinde duramaz bir şekilde
Melekler – Allah'ım Allah'ım, Amerika ile İngilizler savaşa girdi yardım yapmalıyız
Allah - Aaa ! dert etmeyin onlar islerini bilirler bırakın kendi hallerine demiş
Aradan bir iki gün geçmiş melekler yine telaşla gelmiş ve
Melekler – Allah'ım bu seferde Fransa savaşa katıldı hemen müdahale etmeliyiz..
Allah - Karısmayınnn onlar islerini bilirler - demiş
Aradan bir iki gün geçince yine melekler apar topar soluğu Allah'ın katında almışlar ve
melekler - Aman Allah'ım, bu seferde Türkler savaşa katıldı
Allah - Olamaz hemen bana tüm silahlarımı getirin kuşanmalıyız, onlar her şeyi bana havale ederler...
27 Ağustos 2008 Çarşamba
Güzel bir hikaye
Birkaç yüzyıl önce Papa bütün Yahudilerin Roma'yı terk etmeleri
gerektiğine karar verir. Doğal olarak Yahudi toplumundan büyük bir tepki gelir. Bunun üzerine, Papa ile Yahudi toplumundan önde gelen birisiyle karşılıklı dini bir müzakere yapmalarını önerir.
Yahudiler kazanırsa kalacaklar, Papa kazanırsa gidecekler. Yahudiler
çaresiz kabul eder ve temsilci olarak Moiz'i seçerler. Ancak Moiz'in Papa ile aynı dili konuşamaması nedeniyle müzakere de konuşmak yerine sadece işaret dilinin kullanılmasını teklif ederler.
Papa kabul eder. Müzakere günü geldiğinde iki taraf karşılıklı yerlerini
alırlar ve karşılıklı olarak bir süre bakıştıktan sonra Papa elini kaldırarak üç parmağını gösterir.
Buna karşılık Moiz tek parmağını kaldırır.
Papa parmaklarını sallayarak başının etrafında çevirir.
Moiz ise parmağıyla yeri işaret ederek oturduğu yeri gösterir.
Papa yanındaki çantadan bir parça ekmek ve şarap çıkartınca Moiz de bir elma çıkartır.
Bunun üzerine Papa ayağa kalkarak :
'Ben pes ediyorum, Yahudiler kalabilirler' der.
Müzakere sonrasında Papa'nın etrafına toplanan kardinaller Papa'ya ne
olduğunu sorduklarında Papa;
- Ben önce 3 parmağımı gösterip Kutsal Üçlüyü işaret ettim.
Buna karşılık o bana tek parmağını gösterip her iki dinin de tek tanrıyı
tanıdığını soyledi. Ben parmaklarımı sallayıp başımın etrafında çevirerek tanrının bizim etrafımızda olduğunu gösterdiğimde o da oturduğu yeri işaret ederek tanrının onların durduğu yerde de olduğunu işaret etti.
Ben kutsal ekmek ve şarap çıkartıp tanrının bizim günahlarımızı
bağışladığını göstermek istediğim zaman da hemen bir elma çıkartıp bana ilk günahı hatırlattı.
Herifin her şeye bir cevabı var. Ne yapabilirdim ki?
Aynı sırada Yahudi cemaati de Moiz'in etrafını sarmış ona nasıl başardığını soruyorlardı. Moiz:
- Önce bana 3 parmağını gösterip 3 gün içinde burayı terk etmemizi
istedi. Ben de ona bir tekimizin bile ayrılmayacağımızı söyledim. Sonra bütün şehrin Yahudilerden temizleneceğini söyledi. Ben de, hiç bir yere gitmeyip olduğumuz yerde kalacağımızı söyledim.
- Sonra ne oldu? diye kalabalık heyecanla sordu.
- Valla,sonrası
yemeğini çıkarttı. Bunun üzerine ben de benimkini çıkarttım.
Hepsi bu!...
İNSANLARIN NE KONUŞTUĞU DEĞİL NE ANLADIĞI ÖNEMLİDİR...
25 Ağustos 2008 Pazartesi
BaMbU AğAcInIn SıRrI
Çin Bambu ağacının yetişmesi, olumlu ısrar için güzel bir örnektir.,
Çinliler bu ağacı şöyle yetiştirir:
Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir.
Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz.
Tohum yeniden sulanıp gübrelenir.
Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez.
Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.
Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez.
Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.
Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar
ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.
Akla gelen ilk soru şudur :
Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı Yoksa beş yılda mı ulaşmıştır?
Bu sorunun cevabı tabii ki beş yıldır.
Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi
ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir miydik?
Bir başarının şartları her zaman çok basittir.
Bir süre için çalışın,
Bir süre tahammül edin,sabredin.
Her zaman inanın
Ve hiçbir zaman geri dönmeyin,vazgeçmeyin…
Haftanız başarı ve keyifle geçsin...
Evlerdeki Gizli Elektrik Tüketimi
Tüm elektrikli aletlerinizi kapattıktan sonra elektrik sayacınızı kontrol edin. Sürpriz bir şekilde hala döndüğünü göreceksiniz.! Örneğin bilgisayarlar işlem yaparken 140 Watt, işlem yapmazken 27 Watt, kapatırsanız bile 5 Watt Elektrik tüketiyor.
Kapanmayan elektrikli ev aletlerinin "Gizli Tüketimi" dünya elektrik tüketiminin en az yüzde 2'sine denk düşüyor. Yani, sadece Avrupa Kıtası'ndaki elektrikli aletlerin gizli tüketimi her yıl altı nükleer santralı çalıştırabilecek kapasitede.!
· Kahve Makinenizin Ortalama Tüketimi = 800 W
· Kahve Makineniz Kapalı Olduğundaki Tüketimi = 1.5 W
· Ve de Kahve Makinenizin Fişini Çektiğinizde Ulaştığınız Sonuç = 0 W
Bazı elektrikli ev aletleri kapatılsalar bile elektrik tüketimini sürdürüyorlar. Bu da hem gereksiz bir enerji tüketimine hem de tüketicilerin elektrik faturalarınınabarmasına neden oluyor.
Bilgisayar örneğini ele alalım. Bilgisayar çalışırken gücü yaklaşık 140 Watt' yükseliyor. Bilgisayarda tüm işlemler durdurulduğunda da sayaç dönmeye devam ediyor. Bilgisayarın hemen çalışabilmesi için sürekli "stand by" olması gerektiği göz önüne alındığında, bu da mantıklı gözüküyor.
Ancak bilgisayarda hiç bir işlem yapılmadığı "yarı uyanık" zamanda da 27 watt gibi oldukça yüksek sayılabilecek bir miktarda elektrik tüketilmesi oldukça şaşırtıcı.
Bundan daha da kötüsü "off" düğmesine basıldığında bile PC'nin gücünün sıfırlanmayıp 5 watt civarında bir elektrik tüketmesi!
Sonuç olarak, bilgisayarın hiç elektrik tüketmediğinden emin olmak için tek bir çözüm var, o da prizin fişten çekilmesi...
Nöbet Tutan Aletler
Bu rakamlar çok küçük olsa da önemsememem hata olur. Nitekim, Uluslararası Enerji Ajansı'ndan (AIE) Benoit Lebot"ya göre, tam olarak kapanmayan elektrikli ev aletlerinin "gizli tüketimi" dünya elektrik tüketiminin en az yüzde 2'sine denk düşüyo Başka bir deyişle, sadece Avrupa kıtasındaki elektrikli aletlerin gizli tüketimi her yıl altı nükleer santrali çalıştırabilecek kapasitede.
Bu durumu anlayabilmek için "nöbet tutan" aletlerin ortaya çıktığı otuz yıl geriye dönmek gerekiyor. O zamana kadar televizyon ya DA fırın kapatıldığında her tür enerji tüketiminin durdurulduğundan emin olunabiliyordu.
Ancak çok daha sofistike audio ve video cihazların piyasaya sürülmesi durumu değiştirildi. Hi-if, radyo-çalar saatler, müzik seti ve televizyon gibi aygıtlar saat, uzaktan kumanda ve "bellek" tuşuyla donanıp FM istasyonları ya da diğer programların kaydedilmesine olanak sağladılar.
Bu özellikler tüketici açısından büyük bir kullanım kolaylığı sunmakla beraber, elektrik tüketimini fazlasıyla artırdı.
Uzmanlar günümüzde, kapatıldıktan sonra bile gizli tüketimi sürdüren ev aletlerinin sayısının önemli oranda artmasının, durumu daha DA ciddi hale getirdiğini belirtiyorlar.
Öte yandan, "yararlı israf"ı da "gereksiz israf"tan ayırmak gerekiyor. Faks, telsiz telefon gibi çalışmak için elektrik sinyaline gerek duyan aygıtlar birinci kategoriye giriyor. Bu durumda, bu makinelerin çalışması için gereken gizli tüketim meşru bir hal alıyor.
Uzmanlar zaten faks, telefon gibi aygıtların tüttiği elektrik miktarının diğer aygıtlarınkine kıyasla çok düşük olduğunu ifade ediyorlar.
Nedeni: Röle
Uzmanlar elektrikli ev aygıtlarının kapatılmalarına rağmen gizli elektrik tüketimini sürdürebilmelerini, bu aletlerin içinde bir transformatör bulunmasına bağlıyor.
Elektronik devreler elektrik akımının (220 V) sağladığından çok daha düşük bir gerilimle (Yaklaşık 5 volt) çalışırlar; işte bu noktada transformatör röle rolünü üstlenir.
"Çalıştırma/durdurma" anahtarı da genellikle transformatörün arkasında yer alır ve aygıt kapatıldığında bile transformatör hala gerilim altındadır. Bunun sonucunda elektrik sayacı dönmeyi sürdürür.
Bu aygıtları üretenleri, ürünlerinin düzenleniş biçimini değiştirmeye zorlayacak herhangi bir kural bulunmadığından, bu tür bir değişiklik çok AZ bir harcama gerektirmesine rağmen hiçbir üretici gerekli önlemi almamaktadır.
Bu ouda geniş bir araştırma yayımlayan Fransız Science et Vie dergisine göre, Ocak 2000'de Fransa'da 178 hanedeki 1270 aygıtın gizli elektrik tüketimi incelendi.
Video İlk Sırada
Bunlar arasında birinci sıraya oturan video aygıtıydı; nöbetteyken 1-30 watt arası, oldukça önemli sayılabilecek miktarda enerji tüketen videolar hemen hemen bütün gün "stand by" olduğundan Fransa'da "gizli tüketim" in yüzde 32'sinden sorumlu tutuluyor.
Video dışında televizyon (1-22 watt), uydu anten receiver (5-17 W) ya da kablolu TV (3-23 W), Hi-if (1-24a W) v.b.'nin de oldukça yüksek oranda enerji tükettiği ortaya çıktı.
Ayrıca bilgisayarın da 1-27 W arası gizli elektrik tüketimiyle masum olmadığı belirlendi. Kahve makinesi, diafon gibi aygıtların tüketiminin ise 5 W'ın altında kaldığı gözlendi.
Önlemler Emeklemede
Bu enerji israfına karşı tüketicilerin elektrikli aygıtlarını fişten çekerek önlem almaları için kampanyalar düzenlense de, sanayi kesimini bu konuda gerekli girişimlerde bulunmaya zorlayacak bir yasa henüz ortalıkta gözükmüyor.
Avrupa Birliği'nde, Brüksel'de endüstrinin bazı sektörleriyle gönüllülük temeline dayanan anlaşmalar imzalanmış olsa DA, üreticilerin çoğunda bu konuda bir "isteksizlik" gözleniyor. Önlem olarak şimdilik yalnızca, etiketleme sistemi gündemde.
ABD'de "Energy Star" etiketine karşı Avrupa'da daekiz yıl önce, aygıtın enerji kapasitesini A'dan G'ye sıralanan yedi kategoride inceleyen "Etiket Enerji" uygulaması gündeme getirildi. Uzmanlar bu yöntemin kesin bir çözüm sunmamakla birlikte pazara yüzeysel de olsa bir çeki düzen vermesi açısından bir ilk adım olarak görüyorlar.
Küçük Watt'lardan Büyük Enerjiler...
5 watt'la ne yapılabilir? Elektriği olmayan beş hane aydınlatılabilir mi? Evdeki en küçük ampulün bile en az 10, 20 watt olduğu göz önüne alındığında bu sorunun yanıtı 'imkansız' olacaktır... Oysa Kanadalı bir mühendis 0.1 Watt'lık tek bir beyaz elektrolüminesant diyodun (LED) bir çocuğun okuması için yeterli olduğunu kanıtladı!
Nitekim Dave Irvine-Halliday adlı mühendis ve kendi kurduğu "Light up the worl" sivil toplum örgütü, şimdiye kadar dünyada 1 milyondan fazla haneyi bu yöntemle aydınlattı; Bolivya, Guatemala, Dominik Cumhuriyeti ve Nepal'de 60'ı aşkın hanenin yer aldığı bir köy 100 Watt'lık tek bir ampulün tüketimine eşdeğer enerjiyle aydınlanıyor.
Halliday'in yönteminin başarısı, LED'lerin uzun ömrü (Kırk yıl) ve olağanüstü randımanından kaynaklanıyor. Bu yarıiletkenler (LED) elektronları ışıklı fotonlara dönüştürülüp yüzde 95 oranında bir enerji sağlıyorlar; oysa normal bir ampulde enerjinin büyük bir bölümü ısıya dönüştüğünden, kapasitesinin ancak yüzde 10'u işlev kazanıyor.
Kanadalı mühendis bu elektrolüminesant diyotları besleyebilmek için en ücra köylere kadar her binayı pedallı jeneratör ya da güneş enerjisi panoları ve bir akümülatörle donattı. Sistemin maliyeti ise, proje yeni uygulandığında hane başına 60 dolarken 30 dolara indi; beş yıl içinde bu rakamın daha da azalıp 10 doların altına düşmesi bekleniyor.
Peki LED bizim elektrik faturalarımızın tutarıı a azaltabilecek mi? Dave'e bu soru sorulduğunda Calgary (Kanada) Üniversitesi'ndeki laboratuarında bu yöntemle bir haneyi aydınlattığını belirterek şunları söylüyor:
"Bir binanın stratejik noktalarına 1'er watt'lık LED'ler yerleştirilmesi halinde, elektrik tüketimi yüzde 95 oranında azaltılarak halihazırdaki aydınlatma gücüne eşdeğer bir aydınlanma sağlanabiliyor."
Bundan daha güzel bir cevap olabilir mi?
kaynak?
Aşk hastalık mı?
| |
| Aşkın, beyinde muhakeme yeteneğini çalıştıran bölümü etkisiz hale getirdiği, beyindeki kimyasallardan serotoninin aşıklarda ve saplantılı kişilik bozukluğu olanlarda aynı seviyede olduğu belirlendi. |
Akıllı beslenmenin matematiği
PROF. DR. KENAN CEVAP, AKILLI BESLENMENİN MATEMATİGİNİ ANLATTI
"Damar tikayan kolesterol degil, seker!"
Gazetelerden kesip buzdolabina astiginiz bütün "kibrit kutusu kadar" reçetelerini çöpe atin!
Prof.Dr. Kenan CEVAP, A'dan Z'ye akilli beslenmenin matematigini anlatiyor...
Seker, vücudumuzu, demir paslanir gibi paslandiriyor, eskitiyor; çocuklarimizin hücrelerini 12 yasinda yaslandiriyor.
Sekeri, gida sanayiinden söküp atmak zor ama, ise evlerimizin kapisindan baslayabiliriz!
Prof. Dr. Kenan CEVAP genel cerrah. Muayenehanesinin kapisinda "prof." yazmiyor.
"Ben üniversitede hocayim, burada hekim" diyor. Söz bir ara "kronometreli doktorlara" geldiginde, yani 15 dakika muayene süresini asinca ikinci vizite ücretini alanlara çok sasirdi.
Çünkü kendisi saat takmiyor, "dalginlikla saatime bakar da hastayi tedirgin ederim" diye.
Uzmanlik alani, beslenmeyle yakindan ilgili olan sindirim sistemi organlari.
Ancak CEVAP bir "akilli beslenme" uzmani.
Bunu bir insanin tüm bedenine iliskin oldugu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlariyla da ele aliyor.
Peki beslenme nedir?
İlk aklimiza gelen, sismanlik-zayiflik. Özellikle kadinlarda modasina göre sifir bedenle,
90-60-90 arasinda degisen ölçülerde olmak ya da olmamak.
Dogru mudur?
"Kibrit kutusu kadar" reçetelerini bir yana birakip, CEVAP'a:
"Neden düsmandir su ünlü üç beyaz?" diye sorduk. O, sekerle basladi.
"SEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIS EGRİSİ PARALEL"
CEVAP- Kismen ya da tümüyle beslenme aliskanliklari sonucu olusan kronik, aslinda önlenebilir hastaliklar, çok büyük bir toplum sagligi sorunu haline gelmistir.
ABD'de 20 yas üstü eriskinlerin
yüzde 65'i ya sisman ya daha da ileri asamada.
64 milyon insanin koroner kalp hastaligi,
11 milyon insanin seker hastaligi,
37 milyonun kolesterol yüksekligi vardir. Ülkemizde kalp hastaligi sikligi bu boyuta henüz gelmemis gözükse bile, seker hastasi sayisinin dört milyon oldugu göz önünde bulundurulursa, yakin zamanda vahim bir tablo ile karsi karsiya kalacagimiz açiktir.
Ne zaman ki seker pancarindan seker üretilmesi Avrupa'da ortaya çikti, soguk iklimlerde de sekere dönüsebilecek bir besin maddesi kesfedildi, toplumlarin seker tüketimi artti.
Toplumlarin seker tüketiminin artis egrisiyle, hastaliklarin artis egrisi bire bir örtüsüyor.
Çünkü; seker sadece kalorisiyle, sismanlatici etkisiyle zarar vermiyor, dogrudan kimyasal yapisiyla da çok tehlikeli.
"Seker yiyeyim oradan aldigim kaloriyi baska yerden kisarim" demek çok yanlis.
İnsan vücudunun seker almasina gereksinim yoktur.
"12 YASINDA YASLANDIRIYOR"
SORU- Çocuklarin enerjiye ihtiyaci var diye belli miktarlarda yemeleri dogru degil mi?
CEVAP- Asla dogru degil.
SORU- Peki enerji ihtiyacimizi nasil karsilayacagiz?
CEVAP- Tas devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Seker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Dogal ortam sebze agirliklidir. İnsan eli ne kadar fazla degmisse bir gida maddesine, o oranda olumsuzlasiyor.
O dönemde, insanlarin kan sekeri 60 dolayindaymis. Bu devirlere geldikçe sekerle tanisiyor ve aliskanliklari degisiyor.
Dolayisiyla ortalama kan sekeri de degisiyor.
Simdi 100'lerdeyiz, 120'de seker hastaligi. Biliyorsunuz simdi seker hastaligi iki türlü.
Bir dogumsal genetik özelliklerle alakali tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet.
Pankreas organinin artik yeterince insülin üretememesiyle ortaya çikar.
Yaslanma süreci olarak kabul edilir.
60'li yaslarda görülmesi beklenir.
Ama su anda 12 yasindaki çocuklarda tip 2 diabet var.
Saglikli beslenmede sekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak aliskanligidir.
"KANSER HÜCRESİ DE SEKERLE BESLENİYOR"
SORU- Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?
CEVAP- Dogru.
Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde ediyor.
Kanser hücresi de sekerle besleniyor.
Özellikle kemoterapi gören asla seker yememeli. Seker pancarindan veya seker kamisindan elde ettigimiz seker 'sakaroz', iki ayri molekülden olusan bir birlesik moleküldür.
Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrisir.
Glikoz kan sekerimizin de adidir.
Hemen kana karisir ve kan sekerini yükseltir. Vücudumuz sekerin zararli oldugunu bildigi için korkudan hemen insülin salgilar.
Çok fazla miktarda seker yemissek, gereginden fazla insülin salgilanir.
İnsülin o sekeri hemen alir vücudun bir enerji açigi varsa kismen enerjiye dönüstürür.
Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok isler yapabilir.
Mutlaka yediginiz sekerde bir fazlalik olacaktir.
Bu fazla seker, insülin araciligi ile ya kas ve karacigerdeki seker depolarina götürülecek ki, vücudumuzun seker deposu 120 gram kadardir. Orasi da sürekli doludur, hiç bos kalmiyoruz çünkü. İnsülin bu sekeri alacak ve yaga dönüstürecek. Dolayisiyla sizin yediginiz seker vücudun degisik bölgelerinde yaglanmalara sebep olacak.
İnsülin salgilandigi için bir de tokluk hormonu salgilanir.
Hiç olmazsa sekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattigi için daha fazla seker yemenizin de önüne geçmis olur.
Sekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgilatir.
Dolayisiyla sinirsizca yiyebiliriz.
Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda metabolize edilebiliyor.
Degisik kimyasal süreçlerin içine katilabiliyor.
Bu da 30 gram sekerdir.
Günde bundan fazla yenirse karacigerde trigliserite dönüsür.
Trigliserit kan yagidir.
Bu hem karaciger yaglanmasina, hem damar sertligine, hem de vücudumuzun yaglanmasina yol açar. Bugün Amerika'da alkole bagli sirozdan daha çok, karaciger yaglanmasina dayali sirozdan karaciger nakli gereksinimi duyuluyor.
"MEYVE YİYORSAN, SEKER YEME"
SORU- Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.
CEVAP- Bir kutu mesrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram seker vardir.
İnsanoglunun 200 gram meyve disinda hiç seker yememesi gerekir.
Diyelim ki çok aserdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin.
Bir matematik yapmak zorundayiz.
Elbette, meyveden elde etmis oldugumuz bir takim vitamin ve antioksidanlari da feda etmis oluyoruz.
SORU- Meyvelerin seker oranlari farkli degil mi? CEVAP- İncir ve muz en çok seker içerenler. Ama onun disindaki meyveler asagi yukari ayni. SORU- Okuyucularimiz söylesimizden sonra bir reçete çikartabilirler mi?
Bunu yemeyecegim, sunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasil basaracaklar bunu?
"HAYVANLARA YAPTIGIMIZ"
CEVAP- Ben kendim yapmadigim seyleri topluma anlatamam.
Ben böyle ve de çok keyifli yasiyorum.
Sunulanlar içinde saglikli beslenmeyi bir sekilde yapmak mümkün.
SORU- Aslinda hayvanlar yapabildiklerine göre. CEVAP- Hayvanlar yapamiyor bu isi,
Çünkü; hayvanlari biz besliyoruz.
Tikiyoruz ahirlara "sunu yiyeceksin" diye hayvanlara hayvanlik yapiyoruz.
SORU- Oysa tavuklar bütün gün eselenir durur, ihtiyaci olani seçer yerdi.
Filler örnegin hastalandigi zaman belli agacin yapraklarini gider yermis ilaç niyetine.
CEVAP- Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika'da en akli basinda valilerden biri oldu.
İki büyük atilimi oldu.
Bir tanesi; okullarda mesrubat satisini yasakladi.
İki; patates cipsinin üzerinde, "öldürücüdür" yazisi konuyor.
AMERİKA'NIN MISIRINI TÜKETECEGİZ DİYE’
SORU- Cips deyince öteki düsmana mi geçiyoruz?
CEVAP- Yok, bir konu daha var. Son yillarda yeni akim misirdan seker elde etmek. 1920'li yillarda Amerikan baskani "benim köylüm misirdan kalkinacak" fetvasinda bulundu.
Gerçekten de çok büyük tesvikler verildi.
Göz alabildigince misir ekildi.
Dünya misir ekiminin yüzde 40'i Amerika'dadir.
Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da baska yollarda tüketemeyince degerlendirme yollari arandi. Japonlar misirdan seker elde etmeyi kesfetti. Amerika hemen baliklama atladi bu yöntemin üzerine.
Artik seker endüstriyel.
Sivi oldugu için paketlenip satilamaz.
Ama her türlü dondurma, mesrubat, serbette kullaniliyor.
Bakiyorsunuz simdi baklavaci artik serbetini kendisi yapip dökmüyor.
Kartal'dan fabrikadan hazir fruktoz serbeti geliyor.
KOLESTEROL DÜSMANLIGI
SORU- Ama bunun daha saglikli oldugu yazilip çiziliyor.
CEVAP- Maalesef.
Simdi bilgi çagindayiz ya!
Bence bilgiye ulasmanin en zor oldugu çagdayiz. Çünkü, ekonomik kazanç kaygisi her türlü bilginin üzerine binmis durumda.
O kadar büyük bir rant var ki, gerçege ulasmanin en zor oldugu dönemi yasiyoruz.
Biraz önce dedigimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yaga dönüsüyor ve bizi hasta ediyor.
Nasil demir paslaninca eskir, bu paslanmanin bilimsel adi oksitlenmedir.
Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaslanir. Birtakim gidalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler aliriz.
Örnegin, üzüm çekirdegi.
Gerçekten bu sistem bizim organizmamizin yaslanmasini belirleyen, hastalanmasini, kanser gelisimini belirleyen ana faktör.
Bakin bir kolesterol furyasi aldi gidiyor.
Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatin dogmasi için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatinin gelisme döneminde inanilmaz gereksinim var. Bakiyorsunuz kolesterol düsmanligi sarmis ortaligi.
"KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ"
SORU- Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman degisiyor.
Bunun modasi olur mu?
CEVAP- Bakiyorsunuz LDL 130'a kadar normalde. Üç sene sonra 100, simdi de 60 olsun diyorlar.
Yakinda sifira indirecekler.
Aslinda, kolesterol masum.
Bizler suçluyuz.
Fruktozu yani tatli sekeri yiyerek olusturdugumuz trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor.
Yagsiz kuzu sis yediginizi varsayalim, yaninda da meyve suyu içiyorsunuz.
Sadece kuzu sisi yeseniz bir zarari yok, ama kirmizi etten aldiginiz kolesterolü, mesrubattan aldiginiz seker trigliserite dönerek oksitlediginiz için damar sertligi olusuyor.
Biz insanlara "kardesim kolesterol zararli degil. Ama oksitlenmesine izin verme" diyecegimize, ilaç firmalari kolesterolü düsürecek ilaç kesfediyor. Biz masum olani indiriyoruz.
Eger oksitleyici maddeleri düsüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalim.
Ama esas insan mantigi ne diyor?
Oksitleyen maddeleri azalt.
Yine oksitleyici bir madde, damar sertligi yapan doymus yag asidi.
Bu madde yapay beslenen hayvanlarin sütünde var, depo yaglarinda var.
Ama bizim inegimiz merada otlasa, dogru beslense doymus yag asidi sütte ve hayvansal yagda sifir olacak.
Dolayisiyla kolesterol oksitlenmemis olacak.
ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI
SORU- Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak da kaç kisiyi besleyecek?
Fiyati yükseltmez mi tüm bunlar?
CEVAP- Çok güzel bir noktaya degindiniz. Yillardir hep böyle aldatiliyoruz. "Dünya nüfusu aç. Dünyayi besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme ihtiyacimiz var.
" Hayvansal proteini, tek kaynak olarak görürseniz haklisiniz.
Ama insan ekmek yerken bile protein almis oluyor. Hububat, baklagillerde bile protein var.
Simdi doktorlar bunu okur okumaz itiraz ederler. Derler ki "Esansiyel amino asitler vardir".
Yani hayvansal gidada var olan, vücudun üretemedigi mutlaka disardan alinmasi gereken bazi protein yapi taslari, amino asitler vardir.
Örnegin; mercimekli bulgur pilavi yaptiginizda bulgurda eksik olani mercimekten, mercimekte eksik olani bulgurdan aliyorsunuz.
Anakiz diye bir yemek varmis, ben de yeni gördüm, bulgurdan yapilan küçük köftecikler nohutla birlikte pisiriliyor.
SORU- Antep yöresinin yuvalamasi gibi.. CEVAP- Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamliyorlar.
Tam ete esdeger protein almis oluyorsunuz.
Makro nutrientler yag, protein ve karbonhidrattir. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir.
Bizim süte kalsiyum açisindan ihtiyacimiz var.
Eger merada otlayan bir hayvanin sütüyse içinde bulunan omega-3'e ihtiyacimiz var.
Türkiye'de biliyorsunuz gençlerde inanilmaz bir demir eksikligi var.
Kirmizi et dogadaki en önemli demir kaynagidir. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynagidir, protein kaynagi degildir.
Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden aliyorum zaten.
Ama yapay yem üreticileri "biz dünyayi nasil doyuracagiz" yalaniyla kandirarak hayvanciligi katlettiler. Hayvanlari meralardan ahirlara çektiler ve bugün her ahir hayvani seker hastasi.
Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve misirla besleniyor. Hizla kan sekerini yükselten, hayvanin yaglanmasina yol açan ve hayvanin seker hastasi olmasina yol açan bir beslenme sekli.
İNEK NE YEMELİ
Dogal beslenen inegin sütünde omega-3 vardir, yapay beslenende hiç yoktur.
Dogal beslenen inegin sütünde damar sertligi yapici doymus yag asidi yoktur, yapayda vardir.
Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol açar.
Dogal beslenen inegin sütünde dünyanin bugüne kadar bildigi en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardir.
Bu maddeyi tüketen kadinlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir.
Yapay beslenen inegin sütünde bu hiç yoktur.
Yine merada beslenen inegin sütünde insüline benzer büyüme hormonu vardir.
Bu gençlik asisidir, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini saglayan maddedir.
Duymussunuzdur kirsal alanda 100 yasini asmis bazi insanlarda ikinci kalici disler düser ve onun yerine üçüncü disler çikar.
İste bu dogal sütün eseridir.
Dogal sütün maliyetinin çok pahali oldugu söylenir ama batida ekolojik hayvanciligin sonucu elde edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasindaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor.
Ne Türkiye yasalarinda ekolojik hayvancilikla barisigim, ne de AB'dekiyle.
Ekolojik hayvancilik denince akla "ekolojik tarim sonucu elde edilmis ürünlerle hayvanin beslenmesi" geliyor.
Affedersiniz ama 2000 yil önce hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancari. İnegin normal beslenmesinde pancarin, misirin ve patatesin yeri var mi? Yok.
SORU- Demek Amerika'dakilerin varmis. CEVAP- Orada da yok.
İster ekolojik tarimla, ister normal tarimla elde edilmis olsun hayvana pancar verilmesi yanlis.
Zaten hayvanin sütünün kötü olmasinin sebebi hayvanin, karbonhidrati zengin, onu yaglandiran tarzda, misirla beslenmis olmasi.
O yüzden ekolojik hayvancilik dedigimizde yasalarimizin buna göre organize olmasi gerekiyor. Tanimlamamiz gereken, türe özgü beslenme.
Bir inek nasil beslenir dogada?
Öyle beslersek inegin saglikli olmasini saglariz. Dolayisiyla verdigi ürünün de insanlara saglikli olmasini saglariz.
Bütün dogada kendiliginden yetisen yesillikler omega-3 agirlikli yag içerir.
İnsanlarin eliyle ekilenler omega-6 içerir.
HAMSİYİ HANGİ YAGDA KIZARTACAGIZ
SORU- Ne fark var arasinda?
CEVAP-. İnsan vücudunun her hücresinde
hücre zari vardir.
Bu hücre zari lipo protein katmanla sarili.
Yani bir yag bir de protein.
Bu hücre zarindaki yag ana madde olarak omega-3'tür.
Tek tük omega-6 da içerir.
Biz yesillikten uzaklastikça ve hayvanimizi da yesillikten uzaklastirdikça
elimizde tek bir omega-3 kaynagi kaldi.
O da dogal deniz baligi; kültür baligi degil.
Halbuki insanin her gün 1 gram omega-3 almasi gerekiyor.
Omega-6 yag asitleri ile omega-3 yag asitleri vücudumuzda ayni enzimlerle metabolize edilir.
Biz ayçiçegi yagi, soya yagi gibi yaglarla beslenip çok omega-6 aldigimiz için artik omega-3'e enzim kalmiyor.
Diyelim ki hamsiyi ayçiçegi yaginda kizarttik,
o hamsiden artik bize fayda gelmiyor.
Bütün yaglar, yag asitlerinin karisimidir.
Onlar da 3'e ayrilir.
Doymus yag asitleri,
tekli doymamis yag asitleri,
çoklu doymamis yag asitleri.
Çoklu doymamis yag asitleri ikiye bölünür,
onlar da omega-3 ve omega-6'dir.
Bundan 40-45 yil öncesi omega-6 kolesterolü düsürüyor diye tüm topluma söyledik.
Ayçiçegi ve misirözü yaglarini tükettirdik.
Fakat sonra anladik ki bu yaglar iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düsürdügü oranda düsürüyor.
Bizim kolesterol açisindan saglikli olmamizdaki unsur iyi ve kötü arasindaki dengedir.
İkisini birden düsürürse denge bozulmamis oldugundan herhangi bir iyilik elde etmis olmuyoruz.
DEPRESYONUN ÇARESİ SORU-
İkisi arasinda denge mi, fark mi önemli?
CEVAP- Oran önemli. Omega-6'yi o kadar fazla aliyoruz ki, almis oldugumuz azicik omega-3'ü de degerlendirmeden vücuttan hemen atiyoruz.
Omega-3 olmayinca hücre duvarina veremiyorsunuz. Hücre duvari da omega-3'ten olusuyor.
Vücut da asil malzemeyi bulamadigi zaman
gecekondu yapar gibi ne bulursa onla hücreyi onariyor.
Omega-3 yerine, omega-6 yag asidi olan arasidonik asidi kullaniyor.
Ama bu asit bütün stres komalarinin hammaddesi. Gecekondunuzu el bombasiyla örmüs oldunuz. Disardan biri tas atsa havaya uçacak.
SORU- Ama o zaman da ben size stres ilaçlari satacagim.
CEVAP- Tabii. Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az oranda görülüyor. Zihinsel performans artiyor.
Beynimizdeki toplam yag asidinin yarisi omega-3 olmak zorunda.
Ama biz vücudumuza bunu sunamiyoruz.
ÇAY VE ZEKA
SORU- Beslenmeyle dogrudan iliskili öyle mi? CEVAP- Ayni sey mesela demir için de geçerli. Zamaninda Türkiye'nin yarisi aptaldir lafi çok tepki yaratti.
Bunu bu sekilde ifade etmek hos olmadi, ama Türkiye'nin yarisinda demir eksikligi, kansizligi var. Demir eksikligi zihinsel eksiklik yaratir.
Sonuçta demir üstünden düsünürsek Aziz Nesin hakliydi.
Türkiye'de çay tüketiminin de buna katkisi var. Demirin emilimini olumsuz yönde etkiliyor.
Ama diger taraftan çay iyi bir anti oksidan.
SORU- Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Dogru mu?
CEVAP- Sekerle içmediginiz takdirde hiçbir zarari yok. Yemekten hemen sonra çay içilebilir. SORU- Demirin emilimini engelledigi için iki saat sonra içmek gerektigi söyleniyor.
"ÇAYI SEKERSİZ İÇİN!"
CEVAP- Üç saat. Ben tekrar omega-3'e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir olay. Omega-3'ün eksikligi insanlari seker hastaligina itiyor. Damarlarin sertlesmesine yol açiyor.
Pihtilasabilirlik oranin artmasina, dolayisiyla kalp damarinin veya beyin damarinin pihtiyla tikanip "inme" veya "enfarktüs" olmasina yol açiyor.
Bir yandan omega-3 kaynaklarimiz çok azaldi. Toplum olarak zaten baligi çok az tüketiyoruz. Omega-6'yi çok tükettigimiz için omega-3'ün yolunu kesiyoruz.
Artik kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçegi ve soya yagi kansere sebep olabiliyor.
Akciger kanseri, meme kanseri, kalin bagirsak kanseri, seker hastaliginin olusumunu kolaylastiriyor.
SORU- Ayçiçegi de bir bitki. Neden zararli? Kimyasal yapisindan dolayi mi, üretim hatasindan mi?
CEVAP- Kimyasal yapisindan.
Kültür bitkisidir.
Omega-6 yag asidi içerdigi için.
Mesela zeytinyagi omega-9 yagidir.
Tekli doymamis yagdir ve omega-3 ün emilimine hiçbir zarari yoktur.
Ayrica ayçiçegi yaginin bir olumsuzlugu daha var. Pisirme esnasinda maruz kaldigi isidan sonra birtakim yapay yag asitlerine dönüsüyor.
Biz bunlara trans yag asitleri diyoruz.
Bu yag asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertligi yapiyor.
Diger taraftan trans yag asidi beyindeki sinir kiliflarina girerek beyindeki iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastaliklara sebep oluyor.
"ANNEMİN YEMEKLERİ BASKAYDI"
SORU- Acaba "tadi güzel" dediklerimiz bize disardan dayatilan bir kavram mi?
Güzel nedir?
CEVAP- Esinizle ilk evlendiginizde yemek yaptiginiz zaman size itiraz etmedi mi, "benim annem böyle yapiyor" diye?
SORU- Ben güzel yemek yaparim.
CEVAP- Ona ragmen itiraz etti.
İnsan çocuklugundan alistigi damak tadini ariyor. Belki dünyanin en kötü asçisi annesi, ama insan neye alistiysa onu ariyor.
SORU- Eski çaglardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavrami bile ne kadar çok degismis.
Biz ona böyle bir deger yükledigimiz için güzel oluyor.
Toplumda da dayatilan degerler var.
Kola ya da hamburger için "bak bu güzeldir" deniyor çocuklara.
CEVAP- Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum.
Çünkü; onlar yakin zamanda anne baba adaylaridir.
SPOTLAR(ÖNEMLİ BİLGİLER)
"Bir kutu mesrubatta 35 gram;
200 gram meyvede 30 gram seker vardir. İnsanoglunun 200 gram meyve disinda hiç seker yememesi gerekir.
Diyelim ki çok aserdiniz, 2 parça çikolata yediniz,
o gün meyve yemeyin.
Bir matematik yapmak zorundayiz.
Elbette, meyveden elde etmis oldugumuz birtakim vitamin ve antioksidanlari da feda etmis oluyoruz."
"Türkiye'de gençlerde inanilmaz bir demir eksikligi var.
Kirmizi et dogadaki en önemli demir kaynagidir. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynagidir, protein kaynagi degildir.
Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden aliyorum zaten."
"Yapay yem üreticileri 'biz dünyayi nasil doyuracagiz' yalaniyla, hayvanlari meralardan ahirlara çektiler ve bugün her ahir hayvani seker hastasi.
Çünkü, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve misirla besleniyor.
Dogal beslenen inegin sütünde omega-3 vardir, yapay beslenende hiç yoktur.
Dogal beslenen inegin sütünde damar sertligi yapici donmus yag asidi yoktur, yapayda vardir.
Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine yol açar.
Dogal beslenen inegin sütünde dünyanin bugüne kadar bildigi en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardir.
Bu maddeyi tüketen kadinlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir.
Yapay beslenen inegin sütünde bu hiç yoktur. Duymussunuzdur kirsal alanda 100 yasini asmis bazi insanlarda ikinci kalici disler düser ve onun yerine üçüncü disler çikar. İste bu dogal sütün eseridir. Dogal sütün maliyetinin çok pahali oldugu söylenir ama aradaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor.
Elimizde tek bir omega-3 kaynagi kaldi.
O da dogal deniz baligi; kültür baligi degil.
Halbuki insan her gün 1gram omega-3 almasi gerekiyor.
Diyelim ki hamsiyi ayçiçek yaginda kizarttik, o hamsiden artik bize fayda gelmiyor.
Zeytinyagi omega-9 yagidir.
Tekli doymamis yagdir ve omega-3 ün emilimine hiçbir zarari yoktur.
Ayrica ayçiçegi yaginin bir olumsuzlugu daha var. Pisirme esnasinda maruz kaldigi isidan sonra birtakim yapay yag asitlerine dönüsüyor.
PROF. DR. KENAN CEVAP
Gaia
G A I A
Gaia mitolojide Doğa'dır, Dünya'dır.Benim için ise Gaia dişi enerjidir, Güneş ise eril enerji.Bir çok kadim bilgi ve efsaneler Ay'ı kadın olarak betimlese de, benim için hep Doğa yani Dünya kadın olmuştur. Çünkü Ay'ın kendi ışığı yoktur, kendi üreticiliği de yoktur, bir şekilde sanal kadınlar gibidir.Geleni yansıtan ama gerçekte ışık olmayan,ışığı olmayan yalnızca bir taklit, bir kopyadır..
Oysa ki Dünya, yani Doğa, 4 elementi, ateşi havası suyu ve toprağıyla bereket doludur, güneşden bedenine aldığı enerjiyle yaratır, yaratır ve yaratır.Üstündekileri, tüm canlıları sonsuz bir sevgiyle besler, kucaklar, yuvası olur.
Tam bir kadındır Dünya.
Bazen Güneşe pencerelerini kapatır bulutlarıyla, kadının içine döndüğü zamanlarda olduğu, peçesini takıp kendiyle başbaşa kalmayı istediği anlar gibi.
Bazen de tüm hışmıyla şimşek olur, yıldırım olur,kasırga olur.Ne zaman ne olacağını bilemezsiniz, tahmin edemezsiniz.Duyguları vardır Doğa nın, enerjisi duyarlıdır, değişkendir, bazen dingin bazen hırçındır.Ve işte bu yüzden güzeldir, bu yüzden hayat gibidir.Sürprizlerle doludur ve öğreticidir.
Seviyorum kendimi Dünya gibi düşünmeyi, asla bir Ay olamam.Mevsimlerimin olmasını seviyorum, hayat/ölüm döngüm olmasını seviyorum, neşelenmeyi ve dans etmeyi seviyorum,güneş doğunca keyiflenmeyi ve canlanmayı, bulutlar gelince içime dönmeyi seviyorum.Dostlukları seviyorum, sevgiyi seviyorum.Hüznü de seviyorum.
Ve şu anda dünyaya, doğaya zarar veriliyor, aynı kadınların gerçek enerjisine zarar verilmesi gibi. Oysa ki o bizi var etmiş, yuvamız olmuş, evimiz olmuş yer.Annemiz hepimizin.Ne kadar doğaya yönelirsek o kadar gerçek doğamıza da yönelmiş olacağız.
Erkeklerimizin artık Güneş gibi, kadınlarımızın ise Dünya gibi olması dileğiyle.
Betigül Özker
sekreter
büyük bir şirkette genel müdür haftada bir sekreter değiştiriyormuş.
dedikodular ayyuka çıkmış. bunun üzerine şirketin yönetim kurulu başkanı
genel müdürü yanına çağırmış ve :
- sen böyle davranmaya devam edersen hem işini kaybedersin hemde şirkete zarar verirsin.
hem işini aksatıyorsun hemde dedikoduya neden oluyorsun. sana ben bi sekreter bulucam demiş. ilan verilmiş ve elemelerden sadece 3 kız geçebilmiş.
sekreter adaylarını içeri almışlar. yönetim kurulu başkanı sormuş :
- kızım 2 ile 2 ne eder ?
- 4 eder efendim
ikinci adaya aynı soruyu sormuş
- kızım 2 ile 2 ne eder ?
- efendim 3 de etmez 5 de. ancak 4 edeceğine genel müdür karar verir.
ücüncü adayada
- kızım 2 ile 2 ne eder ?
- yanyana koyarsanız 22. birbiri ile toplarsanız yada çarparsanız 4.birbirine bölerseniz 1 çıkarırsanız 0 eder efendim
yönetim kurulu başkanı genel müdüre dönmüş :
- görüyorsun.. bu üç adayda mükemmel birer sekreter olabilir.
birincisi ; kararlı,
ikincisi ; konuyu biliyor ama kararı sana bırakıyor.
üçüncüsü ; öneri üretiyor, bütün alternatifleri önüne getiriyor ve sana karar hakkı tanıyor.. söyle bakalım hangisini seçiyorsun ?
- uzun boylu, esmer, yeşil gözlü olanını..
"saplantılar" milliyet 29.03.1982
SİZ, BİZ...
HANGİMİZ DAHA KARMAŞIK DAHA ANLAŞILMAZ
Biz, sizin tabirinizle "karı kısmı" ve siz bizim tabirimizle "erkek milleti". Dünya kurulduğundan beri varolan ve bir türlü yenişemeyen iki cinsi latif, en basit ve klasik tabiriyle. Ve bu iki cinsin üzerinden çoğullanmış başka başka cinsler daha ve fakat onların şu an için konumuzla hiç ilgileri yok.
Sadece daha sonra kalkıp da sizlerden ya da bizlerden biri "amaaa başka cinsler de var onları varlıktan saymıyor musun, nasıl bir ayrımcılık bu" demesin diye belirtiyorum, gene de görüldüğü üzere ben devasa bir ayrımcıyım daha baştan belirttim rengimi siz ve biz diyerek.
Kim bu siz ve biz?
Biz; narin, naif, duygulu, karmaşık yaratıklar, sizse kaba, bencil, umarsız ve anlaşılmaz karşı cins, birbirimizn tabiriyle... Öyle mi gerçekten? Karmaşık kadınlara ,düşüncesiz erkekler, tamamen öğretilmiş düzmece bir senaryo gibi gelmiyor mu sizlerinde kulağına.
Biz ne kadar karmaşıksak sizlerde en az o kadar karmaşıksınız, öyle olmasaydı hiç bu kadar kalbi kırık kadın ve adam dünya üzerinde kafalarını dört bir yana vurur halde dolanıyor olur muydu? Şayet bizler çoktan vakıf olabilmiş olsaydık sizin sırrınıza, zaten dünyayı ele geçirmiş olmamız ve artık tek bir tane daha aşşşk ve yalnızlık şarkısı yazılmamış olması gerekmez miydi, eh tabi geriye kalan siz erkekler için yazılması ve söylenmesi gerekli aşk şarkıları olacaktır elbette ama ben en çok bizlerin eşlik ettiklerine eminim bu salya sümük şarkılara.
Biz, mütemadiyen bütün hayatımızı ve sahip olduklarımızı sizlerin ellerinizin içine hiç gözümüzü kırpmadan bırakabiliyorsak halen ,daha vakıf olmanın yanından bile geçememişsiz demek ki sizin şu sırrınıza, bir diğer ihtimalde vakıf olduk ve hayran olduk sizlere...
Yook canım daha neler.
Aslında biz çok fazla sizin sırrınızla uğraşır halde değiliz. Zannımca en önemli numaranızın ne olduğunu ta Havva ve Adem'den beri bildiğimizden olacak. Dolayısıyla da illaki sizi istiyorsak allem edip kallem edip, gerekirse kaf dağlarını aşıp binbir türlü entrikayla dahi olsa, öyle ya da böyle istediğimizi alıyoruz. Yani sizi...
Aslen bizim de bütün derdi belamız, sizin derdi belanızdan farklı birşey değil amiyane tabiriyle sevişmek ve sevişmek...
Erkek dünyası ve o dünyadan birine tutuluvermek, onu yanında istemek hangi hareketinin altında hangi neden yatıyor olduğunu sorgulamak, ve o esnada da sizlerin aslında hiçte anlaşılmaz tipler olmadığınızı unutmak, tıpkı sizlerinde bizlerden birine tutulduğunuzda bizlerin karmaşık tipler olmadığımızı unutmanız gibi. Bir anda etrafa saçılıveren sır tepecikleri...
Oysaki aynı sizin istediğinizin peşindeyiz taa Adem'le Havva'dan beri ama bunu bizim vermemiz sizin almanız kadar kolay olmuyor salt alışveriş kodlarıyla konuşulduğundan, değerler değersizliklerle karışıveriyor. Emin olunki adları bu şekilde konulmamış olsaydı, biz kendimizi bir verici siz kendinizi bir alıcı konumuna getirmemiş olsaydınız kadınlar bu denli anlaşılmaz ve tuhaf gözükmeyeceklerdi gözünüze..
Zaten yalan karmaşık falan değiliz, çoğu kez sizlerden daha anlaşılır ve basitiz üstelik bizi karmaşık ve anlaşılmaz yapan sizin yazarlarınız
Yazarlar asli isteklerimizi göz ardı edip sorgulamalara geçince, herbirimiz birbirinden esrar yüklü yaratıklara dönüşüyoruz hem sizin hemde saçma bir şekilde kendi gözümüzde.
Tüm bu yaratılan karmaşanın üzerine herbirimiz işin içine aşk dedikleri ne menem olduğu bellli olmayan "şey" girince birbirimizi topyekün anlayamaz oluyoruz. Gitmesin hep benimle kalsınlar başlayınca da bizler size, sizlerin bize öğretmiş oldukları; sizler de bize, bizlerin size öğretmiş olduğu oyunlarımızı oynamaya başlıyoruz. Oyunları öğreten ve oyun oynanan aynı taraf olmasına karşın sanki kuralları yüzyıllar önce yazmış, karşı sahaya atmış ve ondan sonra da unutmuşçasına kimse kimseyi anlamamaya başlıyor.
Siz değil misiniz yıllarca "aman edepli ol, terbiyeli ol, doğru olan bu, aksi halde ben de dahil biz hepimiz sana edepsiz deriz ve kimse de seninle ilgilenmez" diyen. Ve kadın edepliyi oynuyor hiç de canı edepli olmak istemezken . Erkek salaklaşıyor bu kadını nasıl hem edepsiz hemde dünyaya karşı edepli yapabilirim diye .
Biz değilmiyiz ki sizlere "kibar ol, nazik ol ,ısrarcı olma, şu ol bu ol" deyip herhangi birisi olmayı biraz fazla uzatınca, "ne zaman benden edepsiz olmamı isteyecek ama edepli gözükmemi sağlayarak" diye dertlenen...
Adem'le Havva'dan beri kurallara kurallar ekleye ekleye, kuralları biz size, siz bize ekleye ekleye kendi kurallarımızı kendimize karşı oynuyoruz, mutsuz, acılı yalnız olmak pahasına.
Biz kadınlar şanslıyız karmaşık, anlaşılmaz, gizemli oluyoruz, sizin sayenizde.
Siz erkeklerse şanssız hödük, sersem, adi oluyorsunuz hem bizim hem sizin dilinizde.
Nasıl bir oyun yatıyor bütün bu aldatmacanın temelinde anlamak zor
Acaba diyorum bizler ve sizler uzuuun yılllar önce dünya biraz daha eğlenceli olsun, ben istiyorum sende veriyorsun hiç bir zevki kalmıyor diye mi önce kurallarını yaratıp ardından unutmayı seçti?
Yoksa gerçekten de karmaşıkmıyız…
kaynak?
21 Ağustos 2008 Perşembe
Derviş
Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir.
Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir.
Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir...
Saç, sakal, bıyık, kaş, ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.
- Vur usturayı berber efendi, der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş aynada kendini takipetmektedir.
Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri.
Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:
- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.
Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş.
Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur.Ses çıkaramaz.
Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar.
Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder:
'Kabak aşağı, kabak yukarı.'
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki,
gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir.
Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar. Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:
- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:
- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!
Hikâye böyle...
Ama hayat da böyle...
Ensemize, kafamıza vurup vurup dalga geçen sahte kabadayıların, kabağın da bir sahibi olduğunu, bu sahibin de en affetmeyeceği şeyin kibir ve kul hakkı yemek olduğunu unutmaya başlayanlar, koltuklarına, makamlarına, rantlarına yapışanlar anlayacaklardır ...
ömrünüz güzel olsun....
Lakerda'nin hikayesi
Lakerda'nin hikayesi Malaga kiyilarinda fakir bir Musevi balikçi yasamaktadir.
Adi Behmuaras, Soyadini ise bilmiyoruz.
Simdiye dek hiç kayitta da rastlanmadi.
Iste bu balikçi her gün baliga çikar, tuttuklarinin yarisini satar, diger yarisinida eve, ailesine götürürdü. Üç çocugu vardi ve en küçükleri en çok ton baligini severdi.
Balikçi da onun ton baligi yemesine özellikle dikkat ederdi.
Oysa bu balik her zaman yakalanamazdi, çünkü bunun için çok açilmak gerekirdi. 1326 yilinin bir Sabat (cumartesi ve Museviler için kutsaldir) günü karisinin tüm itirazlarina karsin, çocugu için ton baligi avlamasi gerektigini söyleyerek yine baliga çikti.
Balikçi o günden itibaren iki ay boyunca hiç ton baligi yakalayamadi.
Bunun üzerine oturdu ve Allah'ina dua etti:
'Allah'im ne olur çocuguma ton baligi ver. Beni de affet, Sabat'ta çalistigim için.' Ertesi kutsal Persembe günü, sefer tora açildigi gün , yine baliga çikti.
Bu kez büyük bir ton baligi sürüsüne rast geldi ve tam 30 balik yakaladi. Ve Allah'ina yine dua etti. Sonra 'Ben' dedi , 'bunlari satmaktansa tuzlarim ve saklarim'.
Önce baliklari temizledi, kafalari hariç alti esit parçaya ayirdi.
Iliklerini çikardi, soguk suda bekletti. Kanini süzdürdü ve tam 25 gün tuzda sikica sakladi. 25 gün sonra tuzdan çikarilan ve çok sonralari da Yunan Musevileri tarafindan yapilan bu yiyecek 'lakerda' idi. Lakerda ismi Ispanyolca kökenlidir ve asli ' la kerrida' dir; 'istenen/istedikten sonra ' anlaminda. Bu öykü Toledo sehrinin balik halinin duvarlarinda asilidir.
Kanser Nedir
KANSER NEDİR?
· Organizmada meydana gelen ve hücreleri kontrolsüz büyüyen kötü huylu tümörlere verilen genel addır.
· Kanser, genellikle kontrolden çıkan hücrelerin sürekli çoğalmalarıdır.
· Kanserler, malignant (kötü huylu) tümörlerdir; yani benign (iyi huylu) tümörlerin aksine başka dokulara sızma ve yayılma (metastaz) özelliği gösterir.
Kanserli hücreler neden sürekli bölünürler?
Kültürde, normal hücreler komşu hücrelere yapışarak ilişkilerini devam ettirirler. Bu yapışma (adhezyon) noktalarında hücrelerde elektronca yoğun bir plak oluşur. Bununla birlikte, hücrelerin ameboid uzantılarında yavaşlama ve durma görülür. Bu olaya kontak inhibisyon denir. Bu şekilde, hücre bölünmesi kontrol edilir. Deneysel olarak, normal hücreler bir kültür ortamında kendilerine sağlanan ortam şartları ne kadar iyi olursa olsun kontak inhibisyon nedeniyle tek tabaka oluşturduktan sonra daha fazla çoğalmazlar. Çünkü, bölünme sınırlı sayıda olur. Fakat, kanser hücreleri sürekli çoğalarak birkaç tabakalı düzensiz kitleler oluştururlar. Bu da kanser hücrelerinde kontak inhibisyon kaybı olduğunu göstermektedir.
Kanser nasıl oluşur?
Kanserlerin yaklaşık %80-90'ı çevresel ve/veya davranış faktörleri tarafından meydana gelir ve önlenebilme potansiyeli vardır. Kalıtım yoluyla kanser meydana gelme olasılığı çevresel faktörlere oranla çok daha azdır.
x-ışınları, uv (ultraviyole-
Kimyasal karsinojenler, tümörü ya uygulandığı yerde (örn: cilt) veya absorbe edildiği yerde (örn: bağırsak) ya da metabolizmanı
Sayabileceğimiz bazı kimyasal karsinojenler şunlardır:
¨ Hidrokarbonlar: baca temizleyicileri, boya endüstrisinde kullanılan maddeler
¨ Aflatoksin ( küf mantarı tarafından sentezlenir)
¨ Nikel, krom
¨ Sigara (nikotin, tar)
¨ Yiyecek katkıları
¨ Birçok ilaçlar
¨ Parfümlerde kullanılan bazı kimyasallar
Fiziksel faktörlerin, kanserojen kimyasal maddelerin veya onkojenik (kansere neden olan) virüslerin konak hücre genomu ile etkileşimleri sonucu hücreler değişmekte ve farklı antijenite kazanmaktadır. Bir normal hücrenin kontrolden çıkarak hızla bölünmesiyle oluşan kanserli hücrede birçok anormal doku antijeni belirmektedir. Tümör hücrelerinde yeni yeni antijenler oluşmakta ve normal antijenlerin kaybına veya değişikliğine neden olabilmektedir. Erken fötal dönemde, normalde bulunan protoonkogenlerin ( kansere sebep olabilme potansiyeli olan gen) farklılaşmasıyla anormal genler oluşmakta ve bunlara selüler onkogenler adı verilmektedir.
İmmün sistem (bağışıklık sistemi) ve kanser oluşumu arasındaki ilişki
Bağışıklık sistemi yabancı doku antijenlerini kolayca tanıyabilir ancak, tümör dokusunu organizmadan kolayca atamaz. İnsanda bir saniyede bir milyara yakın hücre çoğalması olmakta ve somatik olarak bunların birkaçı, günde yüzlercesi mutasyonla farklı hücreler oluşturmaktadı
Yenidoğan ve yaşlılık dönemlerinde immün cevap mekanizması zayıflamaktadı
Kanser neden öldürür?
Kanser hastalarının çoğu, kalp hastalığı veya başka enfeksiyonlar gibi kanserle ilgisi olmayan nedenlerden dolayı ölür. Tümörün bulunduğu bölge ve tümörün yayıldığı bölgenin büyüklüğü ölümü direkt veya indirekt olarak etkileyen nedenlerdir. Ölümün temel nedeni, beyin, akciğer, karaciğer gibi hayati önemi büyük olan organlarda tümör oluşması veya tümörün bu organlara yayılmasıdır.
Kanser teşhis eden köpekler
Son olarak, kanseri teşhis edebilmek için günümüzde kullanılagelen metodlara alternatif olabilecek yeni bir araştırmadan bahsetmek ilginç olacaktır sanırım.
Schnauzer türü köpek, derideki ben kanserlerini (melanoma) tanı yapılmadan önce, koklayarak teşhis edebilmektedir.
Bazı hastalarda melanoma kolay gözükmeyecek bir yerde olabilir. Melanomaların %20'si bu nedenle teşhis edilememektedir. Florida'lı eski polis köpekleri terbiyecisi Duane Pickel, bir kanser uzmanının da yardımıyla, bu köpeği hemen hemen hiç yanılmadan melanoma tanır hale getirmiştir. Tıp kitaplarına "Köpekle Tanı" diye bir bölüm eklenecek mi dersiniz?
Kaynaklar:
Bilim ve Teknik Dergisi; Mayıs 1998.
Biyoloji Terimleri Sözlüğü; TDK, 1998.
Franks, L.M., Teich, N.; Introductin to the Cellular and Molecular Biology of
Cancer, 1996.
Özbal, Y.; Temel İmmünoloji, 1994
KANSER NEDİR?
Kısaca vücut hücrelerinin isyanı olarak nitelendirilebilece
ÇÖZÜM NE OLABİLİR?
Devamlı pipo içenlerde görülen dil, sigara içenlerde akciğer, gırtlak gibi tahrişe dayalı (sanayi boyaları, egzozlar, fabrika baca dumanı, vb.) kanser vakaları haricindeki kanser vakalarında, kendini iyileştiren insanların ortak olarak uyguladıkları yöntem, gıda sistemlerini değiştirmek olmuş. (Bu yöntem üstteki vakalarda da kısmen işe yaramış.) Kanserin geçmişte az, günümüzde çok gelişmiş ülkeIerde fazla, teknoloji girmeyen yerlerde az, kentlerde çok, kırsal kesimlerde az olmasının sebebini de incelersek karşımıza yine beslenme alışkanlıklarının çıktıklarını görürüz. Vücudun çalışma prensibi hücrelerin "yenilenmesi-ö
GIDALARIMIZ VE BİZ
İnsanların hayatlarını idame ettirebilmeleri için birtakım temel gıda maddelerine ihtiyaç duyarlar. Bunlar proteinler, vitaminler, mineraller, yağlar, karbonhidratlar ve su olarak sıralanabilir. Vücut yenilenme, tamir, bedeni ve ussal faaliyetlerini bunları doğrudan alarak yerine getirir. İşte bu noktada özellikle günümüzde gıdaların doğru alınması gerekliliği ortaya çıkıyor. Çünkü vücudumuzun doğal yapısı bunu emreder. Aynı şekilde sağlıklı ve uzun ömürlü kişi ve toplumların ya da kendisinde kansere rastlanmayanları
Kanserden ne zaman şüphelenmelisiniz?
DOĞRU VE YANLIŞ BESLENME NEDİR?
Çağımızda kanserin giderek yaygınlaşması, sanayice geIişmiş ülkelerde sıkça rastlanması (ABD'de ölüm olaylarının 1/6 sebebi) ya da birtakım insanlarda bu hastalığın olup birtakım insanlarda olmaması tesadüfe bağlanamaz. Muhakkak ki kansere yol açan ortak şartlar, etkenler vardır (çevresel, gıdasal, vb). Üstteki durumlardaki ortak etkenlerin en önde gelenleri ise rafine gıdalar ve hayvansal ürünlerdir. Doğallığını yitirıniş gıdalar (rafine gıdalar) ve hayvani gıdalar (et, tavuk, balık, vb.)ın aşırı tüketimi kanser hastası olan kişi ve toplumları, olmayanlardan ayıran başlıca etkenlerdir.
İNSANIN GIDA İHTİYACI NEDİR?
İnsanın günlük gıda ihtiyacı birçok araştırmalarla belirlenıniş, çizelgeler halinde sunulmuştur. Mesela orta aktif bir insanda günde 3.000 kalori, belli ölçülerde kalsiyum, fosfor, demir vb. mineraller, A, B, C vb. vitaminler ve her insanın kilosu kadar gram protein (kg/g) lazımdır. Örneğin 70 kg'lık bir insanın 70 gr. protein. alması gerekir (1. sınıf proteinlere ilerde değineceğiz). Bunu bilimsel anlatımdan günlük hayata indirgersek her gün yenecek Örn. 1 elma (veya diğer meyveler)+1 soğan (sarmısak, pırasa vb.)+1 tabak bulgur (esmer pirinç, kepek ekmek)+1 tabak soya+yeşilliklerden oluşan bir salata (roka, tere, ısırgan, hindiba, ebegümeci, marul vb. insanın tüm ihtiyaçlarını karşılamaktadır. İleride bu detaylı ve günlük bir menü şeklinde belirtilecektir (Kanser hastalığındaki beslenme özellikle mineral+vitamin ağırlıklı olacaktır).
RAFİNE GIDALAR NELERDİR?
Görüldüğü gibi insan vücudu yaşamını özünde protein, vitamin, mineral, karbonhidrat, yağ ve su üzerinde kurmaktadır. Bunları içermeyen herhangi bir madde (gıda görünümünde de olsa) vücudu yoracak ve bozacaktır. Rafine gıdalar:
Beyaz undan yapılan her gıda: (börek, , makarna, beyaz ekmek, kek, pide, galeta, vb)
Sebebi: Buğdaydaki mineral oranının diğer tahıllara kıyasla insan bünyesindeki minerallerin oranına en yakın olduğunu görürüz. Kanserle savaşımda ise minerallere ağırlık verilmesi gerekliliğini gözönüne alırsak buğdaydan azami istifadenin nasıl olacağı sorusu . aklımıza gelir. Kepek ve tohumundan ayrılan ve çeşitli emulgatör, maya, tat ve kıvam geliştirici katkı maddeleriyle yapılan beyaz ekmekler ve unlu mamüller önemli miktarda vitamin ve mineralini yitirmiş, vücudu yoran, birçok hastalığa direkman veya dolaylı olarak neden olan bir madde haline dönüşmüştür. Buğdaydan en iyi faydalanma yolu tam buğday unu ile evde ekmek yapımı, bulgur olarak tüketimi veya filizlendirilerek kullanımıdır. Buğdayın doğru olarak tüketimi özellikle kanserde en önemli konulardan biridir.
Beyaz pirinç: Piyasadan aldığımız, kepeğinden ayrılan ve talkla cilalanıp parlatılan beyaz pirinç vitaminlerinin tümünü, madensel tuzlarının % 60'ını ve lipitlerinin %80'ini kaybedip vücudu yoran bir madde haline dönüşmüştür. Kanserde iyileşmeyi sağlayacak mineralleri ihtiva eden esmer doğal pirince artık bir takım aktarlar, marketler ve doğal gıda satan dükkanlarda rastlamak mümkündür.
Konserveler, turşular, hazır gıdalar (çorba, puding, salça, sirke vb): Besleyici nitelikleri çok düşük olan bu gıdaların, yapılan deneylerde vücuda girdiğinde vücut adeta bir saldırıya uğrayacakınış gibi akyuvarların artışına sebeb olduğu gözlemlenmiş, sebze, meyve ve su gibi doğal gıdaları alırken böyle bir olaya rastlanmamıştır. Bilimsel kaynaklar ise katkı maddeleriyle ilgili hayvan deneylerinden alınan bazı sonuçlarda E320, E132, E250-251 gibi bazı katkı maddelerinin yönetmeliklerinin gösterdiği ölçü üzerinde kullanıldığı vakit kansere yol açabileceğini belirtmektedir. Bu yüzden salça, konserve, sirke, çorba, vb. gıdaları zaman ayırarak evde üretmek en emniyetli yoldur.
Her türlü alkollü içki, meşrubat (diet dahil), çay, kahve, sigara, meyve suları: Vücutta, alkollü içki veya sigaranın en ufak miktarının bile çok büyük tahribatlara yol açtığı bilinen gerçek. Çay ve kahveyi ise yine uyarıcı ve toksik yönleriyle değerlendirirsek, vücutta bağışıklık sistemini etkilemesi sebebiyle kansere zemin hazırlayıcı maddeler olarak görebiliriz. Bu konuda ülkenin önde gelen üniversitelerinin Milli Prodüktivite Merkezi ile yürüttükleri çalışmalar da var. Vücudu yoran, çeşitti kimyasal maddeler içeren meşrubatlarda ise; İngiltere'nin en ciddi gazetelerinden The Times ve The Independent'da kansere ' yolaçan "Benzen" maddesinin bulunduğu belirtilmekte.
Beyaz Şeker, beyaz tıız, bal: Beyaz şeker ve tuz çeşitli kimyasal işlemler sonucunda açık renklerine ve granüle hallerine kavuşurlarken piyasada satılan sahte ballara da dikkat etmemiz gerekir. Her gıdada, tahılda, sebze-meyvede, bakliyatta zaten vücudun kullanacağı şeker (karbonhidrat) bulunur ve bu şeker en ideal şekerdir. Kaya tuzu veya sanayi, deniz ya da doğal tuz adı altında satılan tuzlar ise insan kanındaki tuzun kimyasal bileşimine en çok benzeyen tıızlardır. Kanserde en çok kullanılan forınüllerden biri ise halis bala ilave edilen ısırgan tohumunun 10 gün bekletildikten sonra kullanımıdır.
Tereyağı, margarin, rafine sıvı yağlar: Çeşitli kimyasal işlemlerle preslenen, rengi ve kokusu giderilen rafine yağlar, margarinler ve kolesterol ihtiva eden hayvani yağları, kanserlilerin kullanmaması gerekiyor. Bakliyat, tahıl, zeytin, fındık, fıstık gibi yağlı tohumlar, az miktarda olan günlük yağ ihtiyacımızı zaten doğal olarak bünyelerinde barındırıyorlar.
Bakliyat: Hastalığın başlarında özellikle sebze yemeklerini (hatta mineral ve vitaminlerinden maksimum istifade etmek için çiğ olarak) tercih etmek ve bakliyatı haftada 3-4 öğünden fazla yememek en doğru davranış.
HAYVANİ GIDALAR BAHSİ
Kepekli ve lifli olmadığı için sindirim sistemine ağır gelmesi ve fazla üretim için yemlerde kullanılan kimyasal maddeler,hayvanlara verilen hormonlar ve ilaçlar eti oldukça sakıncalı hale getirmekte. Katrandaki "benzopyrene" maddesi hayvani yağlardaki kolesterolde mevcutken, kanseri yenen insanların ortak olarak yaptıkları şeyin eti bırakmak olduğunu gözlemliyoruz. Insan vücuduna lazım olan 8 esansiyel amino asidi içeren l.sınıf proteinler az yağlı süt ürünleri (peynir, yoğurt vb) veya soyadan sağlanmalı, özellikle soyanın içerdiği Genistein ve Daidzein adlı antioksidanlar ve isoflavonlar göğüs, göden, akciğer, prostat, deri ve kan kanserini, kısaca her tip kanser oluşumunu engelliyor.
KANSERDE İDEAL BESLENME
Bu beslenme biçimiyle (kanserin vücuttaki bulunma oranına göre) 3-4 ay içinde vücut çok kuvvetlenecek (mineral+vitaminler
SABAH [07.00-09.00)
1- Özellikle yeşil bir salata (ısırgan, tere, marul, ebegümeci, roka, vb. biri veya birkaçı) + sızma zeytinyağı + doğal tuz + limon,
2- Tam buğdaydan katkısız olarak yapılmış ekmek + az yağlı yoğurt veya az yağlı beyaz peynir (süt üıünleri yerine soya sütü ve ürünleri temin edilebilirse, daha idealdir),
3- Özellikle elma (ya da herhangi bir meyve),
4- Soğan veya sarımsak.
KUŞLUK [10:00-11.00)
ÖĞLE - AKŞAM
1- Yemekten önce kahvaltıdaki gibi bir salata (kırmızı pancar ilavesi tercih edilir),
2- Yemek olarak sebze (ıspanak- kabak- pırasa-kereviz vb),
3- Haftada 3-4 öğünü geçmeyen bakliyat,
4- Yemekte veya yemek arasında 1 tabak soya (200-250 gr) veya yoğurt (200-250 gr).
Kanseri yenen kişilerin yediklerini incelersek genelde Demir, Potasyum, Kükürt, Manganez, Magnezynum gibi nıineral ağırlıklı olduğunu göreceğiz. Yukarıda belirtilen gıda sistemi de bunlar gözönüne alınarak hazırlanmıştır.
DİĞER ÖNEMLİ MADDELER
* Baş prensip vücuda yabancı madde sokmamaktır. Dişmacunu kullanmamalı, yerine fırça+su+doğal tuz kullanmalı, deterjan yerine su, bulaşık fırçası tercih edilmeli, ruj, krem, deodorant vb. kozmetik ürünlerden kaçınılmalıdır.
* Alman, Japon ve Macar bilim adamlarınca kırmızı pancar, havuç, kırmızı biber, kırmızı lahana ve ısırgan gibi zengin mineral yapısına sahip gıdaların kanser tedavisinde etkili olduğu gözlemlenmiştir.
' Mevsim değişikliklerinde vücudun mineral dengesi de mevsime adapte olmak ister. Bu ise mevsimin gıdalarıni almakla olur. Örneğin kışın vücut magnezyum ve kalsiyum gibi antidepresif lahana, havuç, şalgam, kereviz, yerelması, kuru fasulye, yulaf, turunçgillerde bulunan öğeleri ister. İlkbaharda hindiba, ısırgan, ebegümeci, biber, domates gibi demir ve C vitamini içeren vücudu canlandırıcı gıdalar gereklidir. Yazları kanı sulandıran kiraz, şeftali, kavun, karpuz gibi meyveler, kalpten ölümlerin fazla olduğu sonbaharda ise üzüm, kestane, nar, ayva, elma gibi kalbi güçlendirici, potasyumlu gıdalar vücudun ihtiyacını karşılar. Sera ürünleri veya ithal değişik mevsim meyvelerine bu yüzden itibar etmeyelim.
' Kemoterapide veya diğer bir sebeble kapsüllü ilaç alırken, kapsülün içini bir bardağa boşaltıp biraz suyla içmeliyiz. Zira kapsül de sentetik ve kansorejen bir maddedir ve keınoterapik ilaçların ikincil kanser oluşturma riski taşıdıklarına dair kanıtlar olduğunu da hatırlayalım.
' Kanserin iyileştirilmesinde en önemli etken disiplinli bir şekilde iyileştirici yolları uygulamaktan geçiyor. Nefsimizi dizginleyerek bu disiplini sağlayacak irade ancak bizim elimizde.Yani alışageldiğimiz yaşam biçimimizden (arkadaş toplantıları, günler,davetler, sosyal etkinlikler ve buralarda bize zarar verecek birçok unsurdan) soyutlanmak irademizle % 100 bağlantılı. Ünlü artist Mine Mutlu bu hastalıktan bu şekilde kurtulmuş fakat iyileşince terkedip yine bu hastalıktan vefat etmişti. Unutulmaması gereken diğer bir husus da manevi huzurun hormonların çalışması, bağışıklık, sinir, sindirim sisteminin güçlenmesi ve etkinliği dolayısıyla tüm vücut üzerinde oluşturduğu olumlu etkisinin tıbbi çevrelerce de kabul edilmesi.
KANSERİ YENMEK İÇİN KULLANILACAK GIDALARIN HAZIRLIGI :
1- Buğday çimi: Birkaç avuç buğday bir kaba oda sıcaklığında (15-20) derece üzeri suyla örtülecek şekilde bırakılır. 24 saat sonra su boşaltılır. 1 gün bu şekilde bekletilir ve daha sonra hergün sadece nemlendirecek miktarda su serpiştirilir. 1-2 gün içinde filizlenme başlayacaktır. Bundan sonra uzun süre dayanması ve çabuk bozulmaması için buzdolabına konulur. Buğday filizi çok kuvvetli bir gıda olduğu için günde 2-3 çorba kaşığından fazla alınmaz. Çorba, salata ve yemeklerde çok güzel garnitür olur. Kıyaslamalı besin içeriği:
100 gram Fosfor Magnezyum Kalsiyum Beyaz Ekmek 86 0.5 14
Tam Buğ Ekmeği 200 90 50
Buğday Tohumu 423 133 45
Çimlenmiş Buğday 1050 342 71
2- Doğal tuz hazırlanması: Piyasada sanayi tipi tuz olarak torbalarda satılan sadece yıkanıp öğütülmüş doğal tuz bulamazsanız aktarlarda satılan iri kaya tuz parçalarını elektrikli kahve çekeceğinde çekecek veya havanda döveceksiniz.
3- Soya: Soyayı pişirmeden önce geceden (10 saat) ıslatacaksınız. Düdüklü tencerede 1 saat pişirip 1/2 saat bekleteceksiniz. Pişen soya piyaz olarak çok iyi yenebileceği gibi bulgur pilavıyla karıştırılarak çok güzel bir tada kavuşacaktır.
4- Kepekli pirinç: Beyaz pirince göre 10-15 dakika daha geç pişer. En kolayı 5 dakika kaynatıp 1/2-1 saat suyunu çekmesini bekleyip daha sonra 15 dakika daha pişirmektir.
5- Doğal ekmek yapımı: 2 kg. tam kepekli buğday unu alınır. Doğal tuz ve su ilavesiyle hamur haline getirilir. Sızma zeytinyağıyla sıvanmış tepsiye yerleştirilerek 20-30 dakika fırında pişirilir. Dilimlendikten sonra poşet içinde buzdolabına konulur ve hergün yenileceği miktarda ısıtılır. Doğal ekmek az miktarlarda saç üzerinde pişirilerek de yenilebilir.
6- Isırgan salatası: Toplanan veya köylülerden alınan ısırgan bir kevgirin içinde suda yıkanır. Bu sırada üstündeki cildi yakıcı karınca asidi kısmen yok olur. Lastik eldivenle doğranır, doğal yağ+doğal tuz ve limon veya doğal sirke de ilave edilince yakıcılığı tamamen ortadan kalkarak yenilecek hale gelir.
7-Alternatif salatalar: Hindiba (radika), kuzukulağı, ebegümeci, yabani semizotu, bayırturbu, madımak vb.köylülerin sattığı herhangi bir kimyasal gübre görmemiş, ilaç veya hormon taşımayan yeşil bitki, yukarıdaki gibi salata yaparak yenilir.
8- Doğal sirke: Suyu çıkartılan elma veya üzüm 15 gün bir kapta üstüne tülbent örtülerek bekletilir ve süzülürse doğal sirke elde edilir.
9- Doğal çorba: Kereviz, havuç, patates, şalgam, pancar, yerelması, domatesin suyu çıkartılıp biraz posa+doğal tuz+ baharat+sızma yağ eklenerek ısıtılır.
10- Doğal şeker: Tüm bitkisel çaylarda bal ve pekmez tatlandırıcı olarak kullanılır. Esmer ya da doğal şeker diye satılan şekerler veya tatlandırıcılara itibar etmeyin.
Tedavisi Mümkün Olan Bir Hastalık...
KANOLA YAĞINDA KANSER RİSKİ
Kanola Yağı, Kolza bitki tohumlarının genetik yolla ıslah edilmesi ile elde edilmiş tohumlardan üretilen bir yağ çeşididir.
Kozla ise gıda yağ bitkilerinin içinde en fazla zehirli olanıdır. Öldürücü zehirli olduğu için Böcekler onu yemezler..
Kanada tarafından geliştirilip dünyaya tanıtıldığından dolayı "Canadian oil, low acid" kelimelerinin başlangıç harflerinin birleştirilmesinden oluşturulan canola(kanola) ismi ile yayılmıştır.
Kolza yağı uzun yıllar makinalarda ve bilhassa buharlı makinalarda yağlama maddesi olarak kullanılmıştır. İkinci Cihan harbinden sonra yenebilir yağ yapımına yönelinmiş 1950 li yıllarda marketlerde satılmaya başlanmışdı.
Ancak hayvanlar üzerinde yapılan deneyler insan sağlığında kalp hasarlarına sebep olduğunu ortaya koydu. Bunun üzerine bazı ülkelerin araştırmacıları bu yağın kullanılmasının tehlikeli olduğunu bildirdiler.
Yıllar gittikçe kötüye gidiyordu. Kozla (kanola)yağı, insanda ve hayvanda amfizem solunum sıkıntıları, kansızlık, kabızlık, aşırı duyarlılık ve körlük sebebi olabiliyor. Yasak edildiği tarihte İngiltere ve Avrupada 1986-1991 arasında sığır, koyun vs gibi büyükbaş hayvanların yemlerinde kozla yağı kullanılmakta idi. O dönemde hızla DELİ DANA hastalığı başgöstermişti.
Kanola yağının etkileri konusunda fareler üzerinde yapılan çalışmalar pekçok problemleri göstermiştir. Farelerde kalp, böbrek, böbrek üstü ve trioid bezlerinin yağlı dejenerasyonu gelişme göstermiştir. Diyetlerinden kanola yağı çıkarıldığı zaman birikimler eriyor,fakat organlardaki hasarlı dokular geride kalıyor. Kanola yağı bağışıklık sistemini de zayıflatıyor.
Bu yağda yoğun bir şekilde bulunan erusik asitin akciğer kanseri ile bağlantıları üzerinde durulmaktadır. Sinir ve kan dolaşım sistemlerinde de zararlı etkileri olduğu bildirilmektedir. Zararlı etkilerinin kanola yağının doğrudan bir trans yağ asidi oluşu ile ilişkilendirilmekted
Bu yağlar kullanılarak üretilen margarinlerin daha da büyük bir risk taşıyacağı ifade edilmektedir.
Diğer yandan, Kanola tohumlarının genetik yapısı üzerinde oynanarak daha düşük erosik asit oranlı yağ elde edilmeye çalışılmakta olduğu bildirilmektedir.
Problem, çok ucuz olduğu için, haberimiz olmadan ekmekte, margarinde ve her çeşit işlenmiş gıdada kanola yağının kullanılmış olabileceğidir. Burada tüketici olarak bizim uyanık, bilgili ve sorgulayıcı olmamız önemlidir. Böylece gıdalarımızın içerisine katılabilecek bu gibi zararlı katkıların bilgisini önceden temin etmiş oluruz. Sağlıklı olmadığı için, Yemek yağı ve salata yağı olarak kanola yağı kullanmaktan kaçınmalıyız.
Bugün için bu yağdan ve türevlerinden uzak durmanın daha uygun olacağını düşünüyoruz.
Tarih: 13.08.2008 Saat: 14:22
Kaynak:
http://en.wikipedia
http://www.shirleys
http://www.aspartam
http://www.findheal
Kan Uyuşmazlığı
Kan uyuşmazlığı" genel kanının aksine, karı koca arasında değil, gebelik döneminde anne ile karnındaki bebeği arasında söz konusu olabilen normal dışı bir durumdur. Hangi kan grupları arasında ve nasıl bir uyuşmazlık olduğunu anlatmadan önce kan gruplarını tanımlamak gerekir. Kanımızda oksijen taşımakla görevli kırmızı kan hücrelerinde bulunan proteinler esas alındığında klasik olarak dört ana kan grubu tanımlanır: "A", "B", "AB" ve "O" grubu .. Bir de "Rh" söz konusudur. Birey, "D" proteinine sahipse Rh pozitif (+), değilse Rh negatif (-) olarak ifade edilir. Rh (-) kişilerin vücudunda D proteini hiç yoktur ve bağışıklık sistemi için tamamen yabancı bir maddedir.
Normal koşullarda hamilelik döneminde anne ve bebeğin kanları birbirine karışmadan plasenta (eş) aracılığıyla oksijen, karbondioksit ve besi öğelerinin karşılıklı alışverişi gerçekleştirilir. Anne Rh (-), bebek Rh (+) ise ilk gebelikte herhangi bir sorun olmaz. Bebek doğarken zedelenen damarlardan bir miktar bebek kanı, Rh (-) annenin kanına karışabilir. Böylece annenin bağışıklık sistemi tamamen yabancısı olduğu bir proteinle, "D" proteini ile tanışır ve ona karşı tepki geliştirir. O maddeyi tanımadığı için yok etmek ister. Beyaz kan hücrelerinin D proteinini yok etmek üzere ürettiği -o maddeye özgü- sıvısal maddeleri (antikorlar) kullanarak hedefine ulaşır. Annenin kanında bir tane bile bebek kan hücresi kalmaz, tümü yok edilir. Bu savaş sona erdiğinde geriye "anti-D antikorları" adı verilen sıvısal maddeler ve bunları gereksinim duyulduğunda her an yeniden üretebilecek akıllı beyaz kan hücreleri kalır. İkinci gebelikte çocuk eğer yine Rh (+) kana sahipse annenin kanında hazır bulunan bu sıvısal maddeler (antikorlar) kolayca plasenta (eş) engelini aşarak anne karnındaki bebeğin kanına karışırlar. Bebek kırmızı kan hücreleri yok edilmeye başlanır. Çocuğun kemik iliği, karaciğer ve dalağı yok edilen kırmızı kan hücrelerinin yenilerini üretir ve eksilen kanı yerine koyar. Bu aşırı kırmızı kan hücresi yıkımı ve yapımı sürecinde "bilirubin" adı verilen ve fazlası zararlı olan bir madde açığa çıkar, bebekten anneye geçer, annenin karaciğeri tarafından yok edilir. Bebeğin karaciğeri henüz bu maddenin tümünü zehirsizleştirebilec
Yenidoğan sarılığı olan bebeklerde sarı boyar madde "bilirubin"i vücuttan daha kolay uzaklaştırmak için belli bir dalga boyundaki ultra viyole ışınları kullanılmaktadı
Mademki kan uyuşmazlığı ve sonuçları bu kadar ağır olabiliyor, o halde Rh (-) anneler için koruyucu bazı önlemler alınması gereklidir. Bir anne adayı eğer Rh (-) kana sahipse, ilk doğum, kürtaj ya da düşüğünden hemen sonra, bebeğinden kendisine o anda geçmiş olabilecek Rh (+) bebek kan hücrelerine karşı annenin bağışıklık sisteminde tepki oluşmadan önce girişimde bulunulmalıdır. Bunun için özel olarak hazırlanmış bir serum vardır: "Anti-D İmmun Globulin". Bu madde doğumdan (ya da düşük veya kürtajdan) hemen sonra anneye kaba etten iğne şeklinde yapılmalıdır. "Anti-D İmmun Globulin" kana karışır, bebekten geçmiş olan Rh (+) kan hücrelerini derhal yok eder. Annenin bağışıklık sistemi ne olduğu anlamadan işlem tamalanır. Bir süre sonra "Anti-D İmmun Globulin" doğal ömrünü tamamlar ve kanda yok olur. Oysa anne kendisi "antikor" geliştirmiş olsaydı bu sıvısal madde uzun süre kanda kalacak, gerekirse onu yeniden üretebilme yeteneği olan beyaz kan hücreleri tarafından eksikliği tamamlanacaktı
Rh uygunsuzluğu kadar ağır seyretmese de "kan grupları" arasında da uygunsuzluk söz konusu olabilir. Genellikle annenin "O" bebğin "A", "B" veya "AB" olduğu durumlarda meydana gelir. Farklı mekanizmalarla ama aynı aynı prensiplere dayanan süreçler yaşanır. Fakat daha seyrek olarak yaşamı tehdit eden boyutlara ulaşır.
Sonuç olarak Rh (-) olan annelerin Rh (+) doğabilecek çocukları için önceden hazırlıklı olunmalıdır. Eğer anne ve baba her ikisi de Rh (-) iseler genetik kurallarına göre Rh (+) bebekleri olamaz. Eğer anne Rh (-), bab Rh (+) ise çocuk Rh (-) de olabilir, Rh (+) de. Bu genel bilgi de göz önünde bulundurulmalı
Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için gebelikte sağlıklı ve düzenli izlem ön koşuldur. Anne baba adayları, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı arasında işbirliği bu sürecin temelini oluşturmaktadı
19 Ağustos 2008 Salı
Günün Sözü - M.S.Trotter
| Bir karara karşı gelmek ile kararı veren insana karşı gelmek arasında fark vardır. |
| Maurice S. Trotter |
16 Ağustos 2008 Cumartesi
Sağlıklı böbrekler için su şart
Hayatımızın en büyük ihtiyaçlarından olan su, böbreklerimiz için de önemli. Böbreklerin normal şekilde çalışabilmesi için günde en az 1 litre su içilmesi gerekiyor.
Böbrek sağlığı için günde en az 1 litre su içmek ve sadece protein ağırlıklı beslenmemek gerektiğini vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Gülçin Kantarcı, vücuda yeterli miktarda sıvı girmediği zaman böbrek fonksiyonlarının olumsuz etkilendiğini söyledi.
Uzman Doç. Dr. Gülçin Kantarcı,, böbrekler açısından suyun önemini şöyle anlatıyor:
“İnsan yaşlandıkça vücut su kaybetmeye başlar. Aslında bu da yaşlanmanın nedenidir. Ani gelişen vücuttaki su kayıplarında dolaşan kan miktarının yeterli olabilmesi için vücut önce yavaş yavaş sıvı atışına engel olur. Böbreklerden idrar çıkışı durur. İdrar miktarı vücut tansiyonunun düşmesine engel olmak için idrarı tutar ki vücutta kan dolaşabilsin. Özellikle yaz dönemlerinde çocuklarda çok sık karşılaşılan ishal vakalarında yeterli sıvı alınmadığı zaman idrar çıkışı durur ve böbrek yetmezliğine neden olabilir. Aynı şekilde yaşlılarda da yaz dönemlerinde rastlanan ishalden dolayı böbrek yetmezliğiyle sık karşılaşıyoruz. Özellikle bunama sorunu olan yaşlılar su içmeyi unuttukları için böbrek yetmezliği sorunu ortaya çıkabiliyor. Hatta bazen yeterli su almayan yaşlılarda kandaki tuz miktarının aşırı artmasına bağlı birtakım beyinsel rahatsızlıklar ortaya çıkabiliyor. Vücut suyunun yüzde 1’ini kaybettiğimizde susuzluk hissi olur; yüzde 10’ ununu kaybettiğimizde ise bilinç kaybı olabilir; hatta kişi hayatını kaybedebilir. Bu nedenle ısının 28 derecenin üzerine çıktığı havalarda, dışarıda uzun süre sıcak ortamda kalan kişilerde ve özellikle çocuk ve yaşlılarda sıvı miktarını artırmak lazım.“
Terleten giysilere dikkat!
Böbrekte sorun yaşanmaması için günde en az bir litre su içilmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Kantarcı, bazı durumlarda bu miktarın daha da artacağını söylüyor:
“Sıcak yaz aylarında su gereksinimi 2,5 litreye kadar çıkıyor. Erişkin bir insan günde en az bir litre su tüketmeli, kişinin durumuna göre bu miktar üç litreye kadar çıkabiliyor. Böbrek yetmezliği olanlarda bu miktarı birazcık daha yüksek tutuyoruz. Özellikle spor yapanlarda bu ihtiyaç daha da artar. Spor sırasında daha çok sıvı kaybı olduğu için spordan sonra mutlaka sıvı tüketimi arttırılmalıdır. Özellikle bilinçsiz olarak yapılan ağır sporlar sonrası ya da sırasında yeterli miktarda su alınmazsa böbrek yetmezliğine rastlanıyor. Bunun dışında spor yaparken kilo vermek için aşırı terleten giysi giyenlerde de şiddetli sıvı kaybı yerine konmazsa böbrek yetmezliği ile karşılaşabiliyoruz.”
Tuz kullanımını kısıtlayalım, sadece proteinli diyetler kaçınalım
Böbrek yetmezliği ve yüksek tansiyon durumlarında önce kandaki tuz miktarına baktıklarını belirten Dr. Kantarcı, “Bu hastalarda önce kandaki tuz miktarı düşükse tuzlu sıvı veriyoruz veya kanındaki su miktarı çok düşükse sıvı veriyoruz. Yani vücutta ne eksilmişse onu yerine koymaya çalışıyoruz” diyor.
Beslenmenin de böbrek yetmezliğinde çok önemli bir yeri olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Gülçin Kantarcı, konuyla ilgili şunları söylüyor:
“Bazı gıdalarda tuz miktarı çok fazladır. Örneğin dereotunda sodyum miktarı çok yüksektir. Sebzelerin bir kısmında oldukça yüksek tuz vardır, bunlara bir de salça ve tuz eklendiğinde çok yüksek miktarda tuz alınmış olur. Ayrıca zayıflamak isteyen kişilerin yaptığı protein ağırlıklı diyetler de böbrek fonksiyonlarına zarar veriyor. O nedenle bir hekime danışmadan protein ağırlıklı diyet yapılmaması gerekir.”
Böbrek yetmezliği olanların dikkat etmesi gerekenler
Protein alımı kısıtlanmalı.
Özellikle yüksek tansiyon ve kalp yetmezliğinin de böbrek yetmezliğine eşlik ettiği durumlarda tuz içeriği yüksek gıdalardan uzak durulmalı (sodalı içecekler, dereotu gibi sebzeler )
Turşu, salça ve salamura gıdalar yenmemeli.
Kişide potasyum yüksekse patates, kayısı ve muzdan uzak durulmalı.
14 Ağustos 2008 Perşembe
DOST ve ARKADAŞ ARASINDAKİ FARK
Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır
· Dost geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır
· Arkadaş senin ağladığını görmez
· Dostunun omuzu ise senin göz yaşlarınla ıslanır
· Arkadaş davetine katılınca bir paket hediye ile gelir
· Dost sana yardım etmek için erken gelir; toparlanman için geç gider
· Arkadaş, onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur
· Dost neden bu kadar geciktiğini sorar, derdini anlatmak için
· Arkadaş bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür
· Dost ise tekrar arar
· Arkadaş senin daima onun arkanda olmanı ister
· Dost ise her zaman senin arkandadır
· Arkadaş zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir
· Dost zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder
· Arkadaş zayıflıklarınızı bilirse başınıza kakar
· Dost zayıflıklarınızı bilirse örtmeye çalışır
· Arkadaş sizi ikinci görmek ister
· Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar
· Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır
· Dost sıkıntınız olduğunda size koşar
· Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız
· Dostlarınız size huzur vermeye çalışır
Peki siz hangi gruptasınız, dostmu , arkadaşmı???
13 Ağustos 2008 Çarşamba
Hayat Sınavı
Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam
olmanın as aletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore'deki bir savaşa katılmak üzere
İngiltere'den ayrılacaktı, hiçbir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle,
ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona.
Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu.
Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da
güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı.
Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan'i da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsılıyordu.
Kim olabilirdi bu?
Hemen kütüphane memuresine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi.
Holly adında bir kadındı,adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı:
'Büyük Kütüphanede bir kitap okudum.
Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim.
10 gün sonra Kore'ye gidiyorum, sizi tanımak ve sizinle mektuplaşmak istiyorum.
Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.'
Holly'den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı arkasına yazılmaya başlandı.
Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha
açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti.
Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış , her mektuptan ayrı tatlar almışlardı.
Ewan'ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly'i görmek istediğini yazdı.
'Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen' diye ekledi.
Holly buluşmayı kabul etti fakat resmi göndermedi.
'Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi?
Yakama kırmızı bir çiçek takacağım. ' dedi.
Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü.
Trenden indiği ilk anda gözleri Holly'i aradı.
Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından şimdiye dek gördüğ ü en güzel kadın
belirdi. Uzun boylu, çok güzel, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle
muhteşem bir kadındı.
Kadına doğru bir adım attı, ama yakasında hiç bir şey yoktu.
Kadın gözlerine baktı ve 'Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?' diye sordu.
Tam o sırada güzel kadının omzunun üzerinden, yakasında kırmızı çiçek olan kadını gördü.
Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı, tozlu uzun pardösüsü ve kalın
bilekleriyle öylece duruyordu.
Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı ancak
karşısında da yüreğine aşık olduğu kadın duruyordu.
Kendini toparladı ve yanından geçen dün yalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi.
Elinde Holly'le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı.
Elini uzattı, 'Merhaba Holly' dedi gözlerinin içi gülerek.
'Pardon' dedi kadın. 'Ben Holly de ğilim.
Az önce buradan geçen sarı saçlı mavi elbiseli bayan yakama bu çiçeği taktı ve
bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi.
Sizi garın çıkışındaki cafe'de bekliyormuş ...'
HAYATA DEGER BİR YAŞAM,''SEVMEYE DEGER BİR AŞK'',
DOSTLUGA DEGER BİR ARKADAŞLIKTAN ASLA VAZGEÇME..!!
Gercek Zenginligi Kesfetmek
Hayata baslamak...
Esinden bosanmis...
Ayni günlerde ortagi oldugu sirket krize girmis.
Hersey üst üste gelmis.
Varlikli ve mutlu bir ingiliz yurttasi olan Richard Wilkins bir gecede kendini bes parasiz ve yapayalniz buluvermis.
Gerçek zenginligi iste o noktadan sonra yakalamaya basladim, diyor. Nasil mi?
Hayatin anlamini kendi dünyasina yerlestirerek, yeni bir hayat bakisi olusturarak.
Bugün eskisinden daha zenginim, diyor Wilkins, para ve malla degil duygularimla daha zenginim.
Anladim ki, sizi etkileyen seyleri degistirmeyi her zaman basaramazsiniz.
Ama onlarin sizin üzerinizdeki etkisini degistirebilirsiniz .
Bunu basardiginiz anda gerçek zenginligi ve mutlulugu yakalamissiniz demektir.
Richard Wilkins Ingiltere'de piyasaya çikan "Mental Tonic" (Zihin Açici) adli kitabinda
yasam felsefesinden süzdügü ilkeleri siraliyor. Iste onlardan birkaçi:
* Gerçek degisim kimi eski seyleri farkli görmeye baslamaktir.
* Pencerenizin cami kirliyse disari çikip manzarayi parlatmaniz bosunadir.
* Eger siz kendinizi sevmiyorsaniz baskasi neden sevsin.
* Ana babaniz dogumunuzdan sorumludur, yasaminizdan degil.
* Eger kendinize yön ariyorsaniz yolunu kaybetmis birine sormayin.
* Dostluk, ayri olduklari zaman insanlari birlikte tutar.
* Fedakarlik çiçegin köküdür.
* Geçmisi bir kitap gibi kullanin, eviniz gibi degil.
* Birçok insan hayatinin büyük bölümünü oldugundan farkli görünebilmek için heba eder.
* Ilerlemenizin önündeki en büyük engel kendinize güvensizliginizdir.
* Aci, mutluluga göre daha çok sarki bestelemistir.
* Her davranisinda baskalarinin onayini arayan kimseler hayatin birçok güzelligini iskalar.
* Satihta hazine bulamazsiniz.
* Kahkaha ruhun dansidir.
* Mucize, enerjinizi korkularinizi degil rüyalariniza verdiginiz zaman baslar.
* Karsisinizdakini dinliyor musunuz, yoksa konusmak için sira mi bekliyorsunuz?
* Ikiyüzlülük sadece sahibi tarafindan görülemez.
* Hayatinizi bir para kazanma denemesi olarak kullanmayin.
* Cennete gitmenin iki yolu vardir 1) Gerçekten öldügünüz zaman 2) Gerçekten yasadiginiz zaman
* Gerçek zenginlik vaktinizi insanlara vermektir, para karsiligi satmak degil.
* Müzigi notalarin arasindaki sessizlik yaratir.
* Mutluluk makineye benzer. Ne kadar basit olursa o kadar az bozulur.
Tüm Dostlarima, gercek zenginlikler diliyorum...iyi aksamlar..
Eğer
"Etrafındakiler panik içine düşüp de
bunun sebebini senden bildikleri zaman
Eğer sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
Ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;
Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan

Veya hakkında yalan söylense de sen yalanla iş görmezsen,
Ya da senden nefret edildiği halde kendini nefrete kaptırmazsan,
Bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;
Eğer hayal kurabilir ama hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilir ve düşüncelerini amaç edinebilirsen,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır

Ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
Ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen
Ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
Ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir

Ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
Ve kaybetsen de yeniden başlayabilirsen.
Ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;
Eğer kalp, sinir ve kaslarını tükendiğinde bile onları daha fazla
zorlayabilirsen Ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden başka
bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

Eğer herkesle zaman geçirip erdemli kalabilirsen,
Eğer krallarla dolaşsan da benliğini kaybetmezsen.
Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitemezse;
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
Eğer bir daha dönmeyecek olan her dakikanın her bir saniyesini dolu dolu yaşayabilirsen;
Yeryüzü ve üstündekiler senindir oğlum.
Ve dahası sen bir İNSAN olursun oğlum..."
Rudyard KIPLING
Merhabalar,
Son yıllarda banka mağdurları, banka zedeler, kart mağdurları gibi tanımları çok duyar olduk. Bu grubun oluşturulmasındaki amaç, bu mağdurların bir araya gelerek yasalar çerçevesinde bankalara karşı bir hak arayışı mücadelesi yapmak, bankalarca bilinçsiz insanlarımızın hesaplarının istismar edilmesini önlemek, kredi kartı kullanıcıları ve diğer banka kartı kullanıcılarının, zor durumda kalıp kredi kullanan insanlarımızın yersiz yere banka masrafı, sigorta masrafı, dosya masrafı adlar altında istismar edilmelerini önlemek, insanlarımızı bilinçlendirmektir.
Bizler vatandaş olarak bankaların kuruluş amaçlarının; halkın yastık altındaki paralarını, birikimlerini saklamaları için onlar adına hesaplar açmak, güvence altına almak ve bu süreçe paraları kullanılmadıkları sürece değerlendirerek ekonomiye kazandırmak, bu paraları çeşitli alanlarda değerlendirerek kazanç sağlayarak bankaya ve müşterilerine kazanç sağlamak şeklinde biliyoruz.
Lütfen; yıllık kredi kartı ücreti alan bankaların kredi kartlarını kullanmayınız, yıllık ve aylık hesap işletim ücreti adı altında hesaplarınızdan para çekilmesine engel olunuz, olamıyorsanız hesabınızı kapatınız, kredi çekerken kredi haricinde ödeyeceğiniz masrafları, sigorta giderlerini öğrenmeden ve diğer bankalar ile karşılaştırmadan kredi çekmeyiniz, unutmayınız ki bankalar sizin için hesap açıyor ise siz bankaya ortak olmuyorsunuz, bankalar mevduatlarınızı değerlendirme karşılığında paralarınızı güvence altına alıyor.
Gruba üye olmak için boş bir mail atın : bankazedeler-subscribe@googlegroups.com
Yazılarınızı bu adrese gönderin : bankazedeler@googlegroups.com
Üyeliğinizi sonlandırın, mail atın : bankazedeler-unsubscribe@googlegroups.com
12 Ağustos 2008 Salı
Dökme Çay Satışına Yasak Geldi
Dökme Çay Satışına Yasak Geldi (12.08.08) (11:47)
DÖKME ÇAY SATIŞI YASAKLANDI -TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI, ÇAY AMBALAJINDA GRAMAJ SINIRINI KALDIRIRKEN, DÖKME ÇAY SATIŞINA YASAK GETİRDİ -SÜZEN VE DEMLİK POŞET ÇAYLAR DA TEBLİĞ KAPSAMINA ALINDI -TEBLİĞ HÜKÜMLERİNE UYUM İÇİN 1 YIL SÜRE TANINDI -SİYAH ÇAYA HİÇ BİR KATKI MADDESİ KATILMAYACAK
ANKARA (A.A) - Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, çay ambalajında gramaj sınırını kaldırırken, dökme çay satışına yasak getirdi.
Bakanlık tarafından yenilenen Siyah Çay Tebliği, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi. Süzen ve demlik poşet çaylar da tebliğ kapsamına alınırken, tebliğ kapsamında yer alan ürünleri üreten ve satan iş yerlerine 1 yıl uyum süreci tanındı.
Siyah çayın tekniğine uygun ve hijyenik şekilde üretim, hazırlama, işleme, muhafaza, depolama, taşıma ve pazarlamasına ilişkin esasları düzenleyen tebliğ, siyah çay, aromalı siyah çay ve kafeinsiz siyah çayı kapsıyor. Kurutulmuş bitki ve/veya meyve ilave edilmiş siyah çayları kapsamıyor.
Siyah çay, Camellia sinensis türünün farklı çeşitlerinin genç sürgünlerinden tepe tomurcuğu ve onu takip eden taze yapraklar ve taze tek yaprak, taze iki yaprak ve taze üç yapraklı sürgünler ile bunları birbirine bağlayan taze sap kısımlarının soldurma, kıvırma veya kesme, oksidasyon ve kurutma gibi üretim aşamaları ile işlenmesi sonucu elde edilecek.
Uygun boyutta üretilmiş siyah çay, aromalı siyah çay ve kafeinsiz siyah çayı belli gramajlarda içeren ve içerdiği ürünün kendine has renk, tat ve aromasını sıcak suda ortama filtre etme özelliğine sahip malzemeden üretilmiş iplikli ya da ipliksiz poşet, ''süzen poşet'' olarak tanımlandı.
Kafein miktarı kuru maddede ağırlıkça yüzde 0,1?i geçmeyen siyah çay, kafeinsiz siyah çay olarak pazarlanabilecek.
Tebliğ kapsamındaki ürünler, kendine has görünüş, renk, tat ve kokuda olacak. Orijini siyah çay olmayan, bitki ve hayvan kaynaklı maddeler, taş, plastik ve benzeri maddeler ve yapay maddeler, çayda bulunmayacak.
Tebliğ ile siyah çayın fiziki ve kimyasal özellikleri de yeniden belirlenirken, tebliğ kapsamındaki ürünlere hiç bir katkı maddesi katılamayacak.
Ürünlerde kullanılacak aroma maddeleri, Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği?nin Gıda Aroma Maddeleri bölümüne, ürünlerdeki bulaşanların miktarları, Türk Gıda Kodeksi-Gıda Maddelerinde Belirli Bulaşanların Maksimum Limitleri Hakkında Tebliğ?de yer alan hükümlere uygun olacak.
Süzen poşet içinde satışa sunulan siyah çayların etiketinde, kullanım şekline göre ''demlik süzen poşet'' veya ''süzen poşet'' ifadesi ürün ismi ile aynı yüzde yer alacak.
Tebliğ kapsamındaki doğrudan tüketime sunulan siyah çaylar, nihai tüketiciye dökme olarak satışa sunulamayacak. Önceden, dökme olarak satılan çay için bir sınırlama bulunmazken, ambalajlı çaylarda ambalaj büyüklükleri, net 50 g, 100 g, 125g, 200 g, 250 g, 400 g, 500 g, 800 g, 1 kg, 3 kg, 5 kg olarak belirlenmişti. Artık, firmalar, çayı sadece ambalajlı olarak tüketiciye sunabilecek ama ambalaj büyüklüklerini kendileri belirleyecek.
Ürünler aroma içeriyorsa, ürün ismi ''... aromalı ...'' şeklinde ifade edilecek.
Tebliğ kapsamında yer alan ürünleri üreten ve satan iş yerleri; tescil ve izin, ithalat işlemleri, kontrol ve denetim sırasında tebliğ hükümlerine uyacak.
Tebliğ bugün yürürlüğe girerken, bu ürünleri üreten ve satan iş yerlerine, uyum için bir yıl süre verildi. Bu süre içinde gerekli düzenlemeleri yapmayan üretim yerlerinin faaliyetine izin verilmeyecek.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın, Gıda Kodeksi kapsamında, gıda maddelerinde kullanılan tatlandırıcıların, renklendiricilerin ve tatlandırıcılar dışındaki gıda katkı maddelerinin saflık kriterlerine ilişkin tebliğlerde değişiklik yapan 3 tebliği de Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.
11 Ağustos 2008 Pazartesi
İYİ ÇAY İÇİN BİR KAÇ ÖNERİ
| Çay olmazsa olmazımızdır.. Ama iyi demlenirse. Bunun için de şartları var. İşte iyi çay demlemenin altın kuralları; |
| |
| Özellikle Türk insanı için sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi çayın aslında bilmediğimiz bir çok özelliği var. Sütsüz ve şekersiz alındığı sürece kalorisi olmayan çay, vücudun su dengesinin korur, kahveden çok daha canlandırıcı ve tazeleyicidir. |
Kırlangıcın biri,...
Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş. Pencerenin önüne konmuş, bütün cesaretini toplamış, röfleli tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna olduktan sonra, küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş. Tık... Tık...Tık... Adam cama bakmış. Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş. Meşgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç! Heyecanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, deriiin bir nefes almış şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış.
Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini niçinini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte yaşayalım.
Adam birden parlamış: "Yok daha neler? Durduk yerde sen de nerden çıktın şimdi? Olmaz, alamam" demiş. Gerekçesi de pek sersemceymiş: Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mu?
Kırlangıç mahcup olmuş. Başını önüne eğmiş. Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş, gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş: Adam, adam! Hadi aç artık şu pencereni. Al beni içeri! Ben sana dost olurum. Hiç canını sıkmam!
Adam kararlı, adam ısrarlı: Yok, yok ben seni içeri alamam demiş. Biraz da kaba mıymış, neymiş lafı kısa kesmiş. İşim gücüm var, git başımdan.
Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın penceresine gelmiş: Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri. Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım. Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım. Pişman olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın yalnızlığını paylaşırım, demiş.
BAZILARI GERÇEKLERİ DUYMAYI SEVMEZMİŞ! Adam bu yalnızlık meselesine içerlemiş. Pek bir sinirlenmiş: Ben yalnızlığımdan memnunum,demiş
Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf etmiş: Hay benim akılsız başım; demiş. Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki? Şimdi böyle kös kös oturacağıma, keyifli vakit geçirirdik birlikte. Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş. Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş: Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir. Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim. Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş. Gözü yollardaymış. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş. Ama... Onunki hiç görünmemiş. Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış.
Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş. Olanları anlatmış. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki: "KIRLANGIÇLARIN ÖMRÜ 6 AYDIR...." HAYATTA BAZI FIRSATLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ ELİNİZE GEÇER VE DEĞERLENDİRMEZSENİ
Dikkatli olun... Farkında olun... Ve bir düşünün bakalım; Acaba siz bugüne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız
Yoğurt
Yoğurt, simbiyoz olarak yaşayan süt asidi bakterileri ile aşılanmış sütten meydana getirilen ekşi bir süt ürünüdür.
Gıda maddeleri tüzüğünde yoğurt şöyle tanımlanmaktadı
Tarihçesi
Yoğurdun ilk defa nasıl yapıldığına dair yeterli miktarda bilgi mevcut olmamakla birlikte Kaşgârlı Mahmut tarafından 10. yüzyılda yazılan Divanı Lügatıt Türk ve Balas Gumlu Yusuf hacip tarafından Kutagu bilig adlı eserlerinde yoğurt kelimesine rastlanmaktadı
Tarih boyunca çeşitli dillerden yoğurt isimleri: Mast Yoghurt Süttül Koyu Yæoete Yorchiskie Yogırt Yogurtı Aase PasoMilkea
Bileşimi
Yoğurt, bileşimi yönünden süte fazla benzeyen bir süt ürünüdür. Diğer süt ürünlerinde sütün bileşimine katılan maddelerin miktarında, süte göre büyük bir değişiklik görülür. Halbuki yoğurttaki değişiklik pek fazla değildir, sütle yoğurdun bileşim farkı, yoğurdun ve kullanılan hammaddenin çeşidine göre: genellikle kuru madde ve süt şekerinde kendini gösterir. Sütün işlenmesi sırasında pişirilmesi veya konsantre süt ürünleri ile takviyesi sonucunda, yoğurdun kuru maddesi ve onu meydana getiren maddelerde şeker hariç, genellikle %5-10 oranında bir yükselme olur. Fermentasyon sonunda şekerin bir kısmı parçalandığından yoğurdun sadece şeker oranında bir azalma meydana gelir.
Buna karşılık şekerin parçalanması sonucu meydana gelen süt asidi miktarı yaklaşık 5 kat artmaktadır. Yoğurdun bileşimiyle ilgili veriler çok farklılık gösterir. Çünkü kullanılan hammadde ve işleme tekniğinin değişikliği birkaç değişik bileşimde yoğurtla karşı karşıya bırakmaktadır. Genel olarak şöyle bir bileşim tablosu verilebilir;
| Bileşim | Miktar |
| Su | % 80-86 |
| Kuru Madde | % 14-20 |
| Yağ | % 2-8 |
| Protein | % 4-8 |
| Süt Şekeri | % 2-5 |
| Mineral Madde | % 0,8-1,2 |
| Asitlik | 0,9 |
Besin Değeri
İnsan diyetinde önemli bir yeri tutan yoğurdun kimyasal bileşimi üretimde kullanılan çiğ sütün bileşimine ve laktik asit fermantasyonu sırasında süt bileşenlerinde meydana gelen gelişmelere bağlıdır. Yoğurt yapımı sırasında sütün bileşimini etkileyen faktörler yağ ve kuru madde standardizasyonları ile ısıl işlemdir.
Kuru madde standardizasyonunda
Laktik asit fermentasyonu esnasında süt bileşenlerinde görülen kimyasal değişmeler şöyle sıralanbilir laktoz içeriği azalmakta , oldukça fazla laktik asit oluşmakta, serbest peptit, amino asit ve yağ asitleri miktarı artmakta, bazı vitaminlerde azalır ve artışlar meydana gelmektedir. Yoğurdun kalori değeri, laktozun laktik aside dönüşmesine bağlı olarak %3-4 oranında azalmaktadır. Ancak laktoz intoleransı olan insanlar tarafından rahatlıkla tüketilebilen bir ürün niteliğini kazanmaktadır.
İnsan sağlığı açısından yoğurdun yararları şunlardır;
- Besin değeri süte göre daha yüksektir.
- Önemli bir protein, yağ, vitamin, ve mineral madde kaynağıdır.
- Fermentasyon sırasında laktozun bir kısmı hidrolize olduğu için sütü sindirmekte güçlük çekenler tarafından (laktoz intoleransı) daha rahat tüketilmektedir.
- Sindirimi daha kolay olduğu gibi sindirim sistemini düzenleyici etkiye de sahiptir.
- Yoğurt bakterileri antigonestik etkilerinden dolayı intestinel patojen ve saprofit organizmaları
n gelişimini inhibe etmektedir. Kolestolü düşürücü etkiye sahip olduğu belirtilmektedir.
İnsan Sağlığı ve Beslenmesindeki Rolü ve Önemi
Yoğurt; zengin bir karbonhidrat(
Yoğurt bakterilerinin faaliyeti sonucu B grubu bazı vitaminler, özellikle b(B2) sentezi oluşmaktadır. Yoğurdun önemli bir fonksiyonu da gıda azaltmakta görüyoruz. Bu gün bilindiği gibi batı dünyasında herkesin üzerinde hassasiyetle durduğu bir noktada da : kilo almamak, gençlik formunu muhafaza etmektir.
Bunun içinde kilo kazandırmayan, buna mukabil vücut zindeliğini muhafaza ettiren yiyecekler içinde rağbet görmektedir. Yapılan incelemeler, mükemmel ve kolay hazımlı bir yiyecek olan yoğurdun gıda azaltmada da iki önemli fonksiyonunu ortaya çıkartmıştır. Bunlardan birincisi yoğurdun doyurucu ve tatmin edici hassası, diğeride bağırsak hareketlerine tesir yapmasıdır. Mesela iki kilo sütü kolaylıkla içen bir kimsenin birbiçuk kilo yoğurdu güçlükle yediği denemelerle sabit olmuştur.
Yoğurdun gıda azaltmada ki ikinci fonksiyonu bağırsak hareketlerine yaptığı tesiride görüyoruz. Bu husuta yapılan araştırmalar yoğurttaki süt asitinin bağırsak mukozasına tesir ederek bağırsağın peristaltik hareketi hafiflettiğini ve buda bağırsaktaki ifrazat ve elektrolik zaiyatını dolayısı ile gıda sarfiyatını azalttığını ortaya koymuştur.
Nihayet 13 Ocak 1957 tarihinde Tokyo'da açılan ve binlerce Japon bilim adamının katıldığı atom enerjisi konferansına sunduğu bir raporda Prof. Hsukehihen Huguşi radyoaktivitelerin sebep olduğu hastalıkları tedavisi sırasında yoğurdun mükemmel bir önleyici ilaç olduğunu bildirmektedir. Prof. Huguşi insanlar ve fareler üzerinde yaptığı denemeler sonunda bu hususu tesbit ettiğini söylemiştir. Bir yıl müddetle atom ışınlarına maruz kalan ve bu süre için de yoğurdun daima esas teşkil etttiği yiyeceklerle beslenen kimselerde radyoaktivite hastalıklarının arızalarına rastlanmamaktadı
07 Ağustos 2008 Perşembe
Metabolizmanızı hızlandırın!
| | |
Uzun süredir yediklerinize, içtiklerinize dikkat ediyor, ancak buna rağmen fazla kilolarınızdan bir türlü kurtulamıyorsunuz. Oysa, bundan birkaç yıl öncesine kadar istediğiniz her şeyi büyük bir afiyetle yiyor, buna rağmen kilo sorunuyla karşılaşmıyordunuz, değil mi? Bu konuda yalnız sayılmazsınız aslında. Çünkü, pek çok kadın, özellikle de menopoz dönemine yaklaştıkça zayıflayamamaktan yakınıyor. Kolay kilo alıp, zor vermenin nedeni ise çoğu kez hep aynı: Metabolizmanı
Hangi yaşta, neler yapmalı?
20'li yaşlar
Genç kızlıktan kadınlığa geçiş olarak ifade edilebilecek bu yaşlarda, kadınlık hormonları olan östrojen ve progesteron salgılanmaya başlıyor, regl düzene giriyor. Metabolizma hızlı çalışıyor ve besinler daha kolay yakılıyor. Diyet yapıldığında da fazla kilolar hızla kayboluyor. Genç kızlar zayıflamayı bir saplantı haline getirebiliyor. İnce ve zarif görünmek için her yolu deneyebiliyor. Bu isteklerinin ardında ise genellikle moda dünyasındaki zayıf manken görüntüleri etkili oluyor. Dolayısıyla yeme bozuklukları olan "Anorexia Nervosa" veya "Bulimia" bu yıllarda oldukça sık ortaya çıkıyor. 20'li yaşların sonlarında ise her yıl 150 gram kadar kas dokusu kaybediliyor. Bunun sonucunda güç ve kuvvet azalıyor, halsizlik sorunu baş gösteriyor. Aynı zamanda 20'li yaşların başında hızlı çalışan metabolizma yavaşlamaya başlıyor ve kilo artışı görülüyor.
Ne yapmalı?
Haftada iki saat ağırlık çalışarak bu sorunun önüne geçebilirsiniz. On iki haftalık düzenli sporla, kaybettiğiniz kas dokusunu geri kazanmanız mümkün. Düzenli yapacağınız egzersizler kemiklerinizi güçlendirip sizi ileride osteoporoza karşı da koruyacaktır. Unutmayın ki, egzersizler ayrıca ruh sağlığınızı korumanıza ve günlük sıkıntıları unutarak stres düzeyini azaltmanıza da yardımcı oluyor.
30'lu yaşlar
İş, aile derken en yoğun tempoyu yaşadığımız 30'lu yaşlarda vücudumuz daha fazla yorulmaya başlıyor ve stres faktörü devreye giriyor. Stres sonucu da böbreküstü bezlerinden "kortizol" dediğimiz hormon salgılanıyor. Vücut, su ve tuz tutmaya başlıyor, kilo alınması daha kolay hale geliyor.
Günümüzde birçok kadın 30'lu yaşlarda evlenip hamile kalıyor. Ancak doğumdan sonra eski kilosuna dönmekte zorlanıp, fazla kilolarıyla yaşantısına devam ediyor. Burada çevrenin yeni annelere daha fazla yemeleri için baskısı da önemli rol oynuyor hiç kuşkusuz.
İşte bu nedenle 30'lu yaşlarda dengeli beslenme çok büyük önem taşıyor. 30'lu yaşların ortaları ise "tiroit" hastalıklarının en çok görüldüğü döneme rastlıyor. Tiroit bezi hızlı çalışıyorsa metabolizma da hızlanıyor. Bunun sonucunda kişi hızla zayıflamaya başlıyor. Ancak bu sağlıksız bir zayıflama olduğu için mutlaka bir endokrinoloji ve metabolizma uzmanına başvurmak gerekiyor. Günümüzde bu sorun tedavi edilebiliyor ve metabolizma hızı normal düzeyine iniyor. Daha sık rastlanan bir başka şikayet ise, tiroit bezinin yavaşlaması. Buna tıp dilinde "hipotiroidi" deniliyor. Tiroit yavaşlayınca tüm vücut işlevi yavaşlamaya başlıyor. Kalp atışlarının sayısı düşüyor, bağırsak hareketleri yavaşlıyor, kabızlık başlıyor, unutkanlık gelişiyor. Bir başka sorun da, metabolizma hızının azalarak şişmanlığa yol açması. Dolayısıyla Bu dönemde zayıflamak isteyenlere mutlaka tiroit testi yapılması gerekiyor.
Ne yapmalı?
Metabolizmanı
40'lı yaşlar
Günümüzde yaş ortalaması 80'lere dek uzadığı için, 40'lı yaşları sağlıklı geçirmemiz yaşlılık dönemimizin sorunsuz geçmesi için özel bir önem taşıyor. Bu dönemden itibaren yumurtalıklar daha az östrojen üretmeye başlıyor. "Perimenopoz" dönemine girildiği için sıcak basması ve terleme gibi sorunlar baş gösteriyor. Menopozun belirtilerinden biri de, bazal metabolizma hızının azalması. Dolayısıyla menopoz döneminde ortalama 3-5 kilo alıyoruz. Bu dönemde zayıflama ve kilo kontrolü estetik bir sorun olmaktan çıkıp, sağlık için gerekli hale geliyor. Neler yapmanız gerektiğine gelince...
Ne yapmalı?
40'lı yaşlarda zayıflamak için daha fazla emek sarf etmek gerektiriyor. Dolayısıyla daha düşük kalorili diyet uygulamalı ve daha fazla spor yapmalısınız. Osteoporozdan korunmak için kalsiyum içeren süt, yoğurt, beyaz peynir tüketin, sebze ve meyve ağırlıklı beslenin. Ayrıca, mutlaka check-up yaptırın, kolesterol ve şeker düzeylerinizi de ölçtürün. Kolesterol düzeyiniz yüksekse, yağlı besinlerden, kızartmalardan ve kırmızı etten uzak durun. Tabii düzenli olarak egzersiz yapmaya da devam edin. Ancak yine de sağlığınızı riske atmamak için ağır egzersizlerden kaçının ve spora başlamadan önce mutlaka bir uzmana başvurun.
Yürümek her derde deva
ABD'de yapılan araştırmalara göre, yürümenin insan sağlığına pek çok yönden yararlı olduğu tespit edildi. Düzenli olarak yürüyüş yapmanın, kasların kuvvetlendirilmesin
Mayo Klinik tarafından yayınlanan rapora göre, yüzyıllardır doktorlar tarafından bir tedavi yöntemi olarak kullanılan yürüyüşün sağlıklı olması için düzenli ve programlı yapılmasında fayda var. Düzenli bir yürüyüş için de kısa ve uzun dönemli gerçekçi hedefler koymak, tepeden tırnağa kadar kullanılacak malzemenin kaliteli ve iyi seçilmesinin göz önünde tutulması gerekiyor. Uzmanların bu konudaki tavsiyeleri şöyle:
"- Amaç kilo vermekse vücut sentetik maddelerle sarılmalı
- Doktordan uygun görüş alınmadan böyle bir programa başlanmamalı
- Yemeklerden sonra uzun ve tempolu yürüyüşlerden kaçınılmalı
- Herhangi bir rahatsızlık hissedildiğinde yürüyüş bırakılmalı
- Yürüyüş, akşam yemeğinden en az 2 saat sonra yapılmalı
- Diyabet, tansiyon yüksekliği, kalp ve karaciğer rahatsızlığı ya da kronik rahatsızlığı olanlar yorucu ve uzun yürüyüşlerden kaçınmalı."
Bu tavsiyelere uyulması halinde düzenli bir yürüyüş programının vücuda yararları ise şöyle:
"- Kan akışının hızlanması, kan dolaşımının iyileşmesi, kalp, damar ve beyin rahatsızlıkları
- Vücudun tüm kaslarının güçlenmesi
- Kalp kasılması ile meydana gelen kan miktarının artması ve dinlenme esnasında nabzın azalması
- Kan basıncının düzenlenmesi
- Hareket ve stres anında tansiyonun yükselmesinin önlenmesi
- Şişmanlığın önüne geçme
- Barsak hareketlerinin arttırılması ile sindirimin kolaylıkla sağlanması
- Beyine giden oksijen miktarının artması ile zihinsel keskinlik ve düşünce potansiyelinin artması
- Lenf dolaşımını düzene sokma
- Akciğerlerin hava kapasitesini arttırma
- Hareketlilik veya dinlenme sırasında metabolizmayı uyararak sürekli dinç tutma
- Travma sonrası toparlanma sürecini hızlandırma
- Kandaki yağ oranını düşürme
- İyi ve kötü huylu kolestrol dengelerini düzenleme
- Vücuttaki tüm organlar arasındaki koordinasyonu düzenleme
- Eklemlerin esnekliğinin artması, bel ve boyun ağrılarının hafifletilmesi
- Kemiklerin sertleşmesi
- Vücudun hastalıklara karşı dayanıklılığının artması ve bağışıklık sisteminin direncinin artması
- Yorgunluğun hafiflemesi
- Uykusuzluk sorununun giderilmesi ve bünyesel rahatlamanın sağlanması
- Vücudun endorfin adı verilen keyif hormonlarını hareketlendirme
- Yaşlanma sürecinin geciktirilmesi ve deriye zinde bir görünüm kazandırma
- Moral, özgüven ve iyimserliğin artması."
Damar Sertliği
Damarlarımız elastik bir yapıdadırlar. Damarların içinde dolaşan kanın değişen hacmine karşılık kan basıncı değişiklik göstermez. Biraz tuzlu yediğimizde vücudumuzda tutulan fazla su miktarı tansiyon yüksekliği şeklinde bize yansımaz ve bizi rahatsız etmez. Bu konfor damarlarımızın esnekliği sayesindedir. Aksi takdirde şiddetli baş ağrıları ve zonklamalar bizi oldukça rahatsız ederdi.
Ancak bunlar ilerleyen yaşla beraber ortaya çıkan şikayetlerdir. 50 yıl sorunsuz geçen bir ömür daha sonra yavaş yavaş yerini bu şikayetlere bırakabilmektedir. Artık kan basıncı yani tansiyonumuz artabilmekte ve hayatı zorlaştırabilmektedir .
Peki bu yüksek tansiyon un sebebi ne olabilir? Kalbimiz daha mı fazla kan basıncı oluşturmaktadı r?
Hayır sorun kalpte değil damarların yapısındadır. Sorun çocukluğumuzdan beri sürdürdüğümüz beslenme alışkanlığındadır.
40-50 yıl boyunca yediğimiz besinlerin yan maddeleri vücudumuzu dolaşan damarların duvarında birikmiş ve artık damarların esnekliğini sağlayan duvar kaslarının çalışmasını engelemiştir.
Bu tablo Damar Sertliği diye bilinen durumdur.
Geri dönüşü olmayan bu durumun sorumlusu ise yediğimiz yemekler ve içeriğindeki Kolesteroldür.
En Popüler 13 Diyetin tehlikeleri
Görünüşte çok etkili yüzlerce garip isimli diyet var ortalıkta. Üstelik bunların bir bölümü çok popüler! Ama uygulanırsa ölüme bile neden olabilecek kadar da tehlikeliler! Diyet uzmanlarına göre, bu diyetlerin en olumlu yanı uygulayanı kısa sürede halsiz bırakıp devam ettirilememesi! Çünkü bu diyetlerin son günü, tabuttaki ilk gününüz olabilir!
Uzay diyeti mi ararsınız, Sonoma diyeti mi? Lahana diyetine ne dersiniz? İsterseniz size Aylin Livaneli'nin başımıza bela olarak sardığı meşhur İsveç diyetinden verelim. En kısa sürede elden ayaktan düşüreni o çünkü! Şaka yapmıyoruz. Birçok diyet kilo kaybettirmekle kalmıyor, ölümle bitebilecek kadar büyük tehlike taşıyor.
1.UZAY DİYETİ Böbrek fonksiyonları
Diyetten bazı değerler
Beyaz ekmek (100 gr): 48 puan
Siyah ekmek (100 gr): 40 puan
Makarna (100 gr): 40 puan
Pirinç (100 gr): 40 puan
Peynir (100 gr): 0.5 - 2 puan
Yumurta (1 adet): 0.5 puan
Beyin (100 gr): 12 puan
Soslu balık (100 gr): 6 puan
Domates (1 adet): 6 puan
Dolmalık biber (1 adet): 9 puan
Patates (1 adet): 23 puan
Elma (1 adet): 18 puan
Armut (1 adet): 25 puan
Dondurma (100 gr): 70 puan
Kremalı pasta (1 dilim): 62 puan
Bal (50 gr): 12 puan
Haşlanmış et: 1 puan
Haşlanmış lahana: 9 puan
Diyetisyen Aşkın Yüksel
Alay etmenin de bir seviyesi var. Eskiden beri başımızın belası puan usulü bir diyet. Şu besin şu kadar, şu besin bu kadar puan200 puan toplayın. Sanki kampanya yapıyorlar. Saçma sapan, bilimsellikten uzak!
Diyetisyen Selahattin Dönmez
Bu diyeti iki hafta uygulayan bir kişinin böbrek fonksiyonları
2. SONOMA DİYETİ
Kaslar erir, hafıza zayıflar; anksiyeteye neden olur
Bu diyette "olmazsa olmaz" 10 gıda var. Badem, dolma biber, yaban mersini, brokoli, üzüm, zeytinyağı, ıspanak, çilek, domates ve tüm tahıllar.
Diyet üç aşamadan oluşuyor.
Birinci aşama: 10 gün sürüyor. Muz gibi, tatlıyı hatırlatan meyveler yasak. Günde sadece bir bardak yağsız süt içebilirsiniz. Nişastalı sebzeler, tam tahıllar (Mısır, patates, pirinç, pişmiş havuç, ekmek, kahvaltılık gevrekler) ve alkol ilk hafta yasaklar listesinde. Kadınlar için limit 1200, erkekler için 1400 kalori.
İkinci aşama: İstediğiniz kiloya gelene kadar devam ediyor. Günde bir bardak şarap içebilirsiniz. Birinci aşamada yasak olan sebze ve meyvelerden günde bir porsiyon yiyebilirsiniz. Kalori limiti kadınlar için 1500, erkekler için 1800.
Üçüncü aşama: Kilo verdikten sonra da yaşlanmayı geciktirmek için sağlıklı beslenmeye devam etmeniz gerekiyor.
Yasaklar: Hayvansal gıdalar, öğünler arası atıştırmalar, meyve suyu, kurutulmuş meyveŞeker, ekmek, kurabiye, kraker, pirinç, peynir, katı yağ, reçel, dondurma ve hamur işleri de yasak. Sabah kahvaltısında küçük, öğle ve akşam yemeğinde ise orta boy tabak kullanın. Bu rejimde diyet ürünler kullanılmıyor.
Dr. Yasemin Arslan: Bir haftada toksinlerden arınma açısından güzel bir diyet olabilir. Ancak kilo verene dek hayvansal gıdanın günlük bir bardak süt haricinde yasak olması ilerleyen dönemlerde kas erimesi, hafızanın zayıflaması, konsantrasyon bozukluğu, kansızlık, halsizlik ve anksiyete gibi duygu durum bozukluklarına neden olur. Kas erimesine ve sağlıklı vücutta yağ - kas dengesinin bozulmasına yol açar. Protein eksikliği sonucu oluşan kas erimesinin önüne geçmek için yüksek düzeyde egzersiz yapılması gerekir. Yüksek düzeyde yapılan egzersiz ise vücutta serbest radikal dediğimiz toksinlerin artışına yol açar.
3. ÜÇ GÜN DİYETİ
Komaya sokabilir; iki kilo verdirir, beş kilo aldırır
Kilo vermek için uzun süreli bir diyet uygulamak istemeyenler ve hafta sonunda giyecekleri elbisenin içine girebilmek için sabredemeyenler için hazırlanan bu diyet, aynı öğünde aynı yiyecekleri yiyerek üç günde ideal kiloya inmeyi vaat ediyor.
Sabah: Bir tabak doğal yoğurt / 200 - 250 ml süt ya da 100 gr yağsız beyaz peynir / 1 adet meyve / Suni tatlandırıcılı bir sıcak içecek
Öğle yemeği: 150 gr et ya da 200 gr balık / 200 gr sebze yemeği (10 gr zeytinyağı ile)
Akşam yemeği: 150 gr et ya da 200 gr balık / 200 gr sebze yemeği (10 gr zeytinyağı ile beraber)
Eğer çok açsanız proteini arttırabilirsiniz. Örneğin tavuk yiyebilirsiniz.
Diyetisyen Aşkın Yüksel: Aşırı proteinli bir diyet. Kalp hastalığı, diyabet ve yüksek tansiyon varsa, kolesterol fazlaysa tavan yaptırır. Karaciğer ve böbrek normalden fazla çalışır. Proteinler aşırı alındığında sindirilirken birtakım toksik maddeler çıkar. Dolayısıyla kişi daha çok idrara çıkar. Kişi kilo verdiğini zanneder ama verilen sadece sıvıdır. Uzun süre devam ederse tansiyon fırlar, kolesterol varsa yükselir, diyabet varsa komaya sokar.
Diyetisyen Selahattin Dönmez: Öğle yemeğinde 150 - 200 gram et diyor. Yanında karbonhidrat ve kalsiyum kaynağı yok. Dengesiz bir öğün! Akşam yine et ve yanında sebze. Yine karbonhidrat ve kalsiyum kaynağı yok. En büyük özelliği meyve sınırlandırılmış, neredeyse hiç yok. İki kilo verdirir, beş kilo aldırır.
4. KARPUZ DİYETİ İnsanın doğasına aykırı, koşarak kaçın!
Yedi günlük bu diyet, özellikle altın değerindeki kahvaltıda su, çay ve light ekmek önerisiyle tehlike sinyalleri veriyor.
1.Gün
Sabah: Aç karnına 2 bardak su / 1 dilim karpuz / 30 gr peynir / 1 dilim light ekmek
Öğle: 1 dilim karpuz / 30 gr peynir /
1 dilim light ekmek
Ara: 1 dilim karpuz
Akşam: 200 gr. ızgara tavuk göğsü / Salata / 1 dilim light ekmek
Gece: 1 dilim karpuz / 1 dilim light ekmek
2. Gün
Sabah: Aç karnına 2 bardak su / 1 dilim karpuz / 1 fincan çay / 1 adet yumurta /
1 dilim light ekmek
Öğle: 1 dilim karpuz / 200 gr patlıcan salatası / 200 gr. light yoğurt / 1 dilim light ekmek
Ara: 1 dilim karpuz
Akşam: 200 gr. ızgara biftek ya da yağsız teflonda sote yapılmış 200 gr kuşbaşı et / Salata / 1 dilim light ekmek
Gece: 1 dilim karpuz / 30 gr peynir
3. Gün
Sabah: Aç karnına 2 bardak su / 1 fincan çay / 1 dilim light ekmek
Öğle: 200 gr balık / Salata / 1 dilim light ekmek
Ara : 1 dilim karpuz
Akşam: 200 gr light yoğurt / Haşlanmış kabak / Salata
Gece: 1 dilim karpuz / 30 gr peynir
4. Gün
Sabah: Aç karnına 2 bardak su / 1 dilim karpuz / 1 dilim light ekmek
Öğle: Yağsız mantar sote / Salata / 1 dilim light ekmek
Ara : 1 dilim karpuz / 200 gr. light yoğurt
Akşam: 200 gr yağsız kıymayla yapılmış köfte / Salata
Gece: 1 dilim karpuz / 30 gr. peynir
5. Gün
Sabah: Aç karnına 2 bardak su / 1 dilim karpuz / 30 gr peynir
Öğle: Fırında kabak mücver / 1 dilim light ekmek / Salata
Ara : 1 dilim karpuz
Akşam: 200 gr. kuşbaşı et ve karışık sebzelerle hazırlanmış fırında güvenç / Salata
Gece: 1 dilim light ekmek / 1 dilim karpuz
6. Gün
Sabah: Aç karnına 2 bardak su / 1 dilim karpuz / 2 yumurta akı, 1 yumurta
sarısı ve 30 gr peynirle yapılmış omlet /
1 dilim light ekmek / Salatalık /
Domates
Öğle: 200 gr light yoğurt / Haşlanmış sebze
Ara : 1 dilim karpuz / 1 dilim light ekmek / 30 gr peynir
Akşam: 200 gr light yoğurt / Haşlanmış sebze / Salata
Gece: 1 dilim karpuz / 30 gr. peynir /
1 dilim light ekmek
7. Gün
Sabah: Aç karnına 2 bardak su / 1 dilim karpuz / 1 dilim light ekmek
Öğle: 200 gr light yoğurt / Haşlanmış sebze / 1 dilim sebze / 1 dilim karpuz
Ara : 1 dilim karpuz / 1 dilim light ekmek
Akşam: 200 gr balık buğulama / Salata / 1 dilim light ekmek
Gece: 1 dilim karpuz
Diyetisyen Aşkın Yüksel: Diyet hazırlanırken hiçbir zaman bir meyve diğerlerinin önüne geçemez. Bu diyetin kalorisi çok düşük olduğu için asla önerilmez.
Diyetisyen Selahattin Dönmez: Karpuzda iki, üç vitamin, biraz da posa var. Onun dışında protein ve özel yağ yok. Ayrıca her gün kahvaltıda su, çay ve
1 dilim light ekmek öneriliyor. Böyle bir kahvaltı insanın doğasına aykırı.
Bence bu diyetten koşarak
uzaklaşmak gerek.
5. İDRAR SÖKTÜRÜCÜ DİYET Böbrekler gider, karaciğer yağlanabilir!
Turfanda meyve ve sebze ağırlıklı bu diyet günde 1150 - 1175 arası kalori içeriyor.
1. Gün
Sabah: Blendırda 130 gr elma ve 130 gr havuç
Ara: 40 gr kepekli kraker
Öğle: Lahana salatası / Sebze çorbası / 125 gr yağsız yoğurt
Ara: 250 gr portakal
Akşam: Fırında soğan, domatesli tas kebabı, 50 gr kızarmış buğday ekmeği
2. Gün
Sabah: Blendırda 130 gr şeftali, 65 gr greyfurt ve 65 gr kayısı / 10 gr bal
Ara: 40 gr kepekli peksimet
Öğle: Karnıbahar / Domatesli ve lor peynirli makarna / 125 gr yağsız yoğurt
Ara: 80 gr kivi
Akşam: Haşlanmış pancar / Fırında balık / Maden suyu / 60 gr kepekli kraker
3. Gün
Sabah: Blendırda 130 gr elma ve 65 gr şeftali / 10 gr bal
Ara: 40 gr kepekli ekmek
Öğle: Enginar salatası / enginarlı pilav / 125 gr. yağsız yoğurt
Ara: 130 gr. greyfurt
Akşam: Fırında patates / 80 gr dana ızgara / 60 gr buğday ekmeği
4. Gün
Sabah: Blendırda 130 gr çilek, 105 gr elma, 15 gr limon
Ara: 40 gr kepekli peksimet
Öğle: Marul salatası / Karışık sebze çorbası / 125 gr yağsız yoğurt
Ara: 180 gr armut
Akşam: Yeşil salata / Dana pirzola / 60 gr. kızarmış buğday ekmeği
5. Gün
Sabah: Blendırda elma ve 130 gr havuç
Ara: Kepekli peksimet
Öğle: Hindiba salatası / Lor peynirli makarna / 125 gr yoğurt
Ara: 100 gr armut
Akşam: Haşlanmış havuç / Domatesli dana eti / 50 gr mısır ekmeği
6. Gün
Sabah: Blendırda 130 gr çilek, 105 gr elma, 15 gr limon
Ara: 40 gr kepekli kraker
Öğle: Lahana salatası / Sebzeli makarna / 125 gr yağsız yoğurt
Ara: 80 gr ananas
Akşam: Marul salatası / Fırında piliç dolması / 60 gr kızarmış buğday ekmeği
7. Gün
Sabah: Blendırda 130 gr şeftali, 65 gr greyfurt, 65 gr kayısı, 10 gr bal
Ara: 40 gr peksimet
Öğle: Rezene salatası / Domatesli ve lor peynirli makarna / 125 gr yağsız yoğurt
Ara: 85 gr. kivi
Akşam: Patates ve maydanoz salatası / 115 gr şişte kılıç balığı
Diyetisyen Aşkın Yüksel: 24 yıllık meslek hayatımda ismini bile ilk kez işittiğim bir diyet programı. Kim tarafından ve ne için hazırlandığı meçhul olan
bu diyet tamamen bilimsellikten uzak. Önerilen kalori miktarı çok düşük olduğu için uygulama şansı sıfıra yakın.
Özellikle obez bireylerin bu kalori ile
günü tamamlamaları asla beklenemez. Ayrıca burada elma ve şeftaliyi fazla kullanmış. Halbuki elma ve şeftali idrarı durdurur. İçeriğindeki bazı maddeler vücutta suyu tutar.
Diyetisyen Selahattin Dönmez: İdrar söktürücü diye bir diyet dünyada yok. Elma ve havucu blendırdan geçiriyorsunuz. Yine ekmek,
karbonhidrat yok. Karbonhidratı
düşük, proteini olmayan garip bir diyet. Sonunda kişi böbreklerini kaybedebilir, karaciğerinde yağlanma olabilir. Tek olumlu yanı sık öğün vermesi. Onun dışında kalsiyum, çinko, demir,
A vitamini, hepsi eksik
6. SU DİYETİ
Sağlığa zararlı ve korkutucu!
Beş kilo vermeyi vaat eden su diyeti için şu açıklama yapılmış: "Bu diyet, aslında meyve, sebze ve su ağırlıklı bir detoks programı. Bu yüzden hızlı kilo verdiren diğer şok diyetler
gibi sağlığa zararlı değil."
Sabah: 1 bardak ılık limonlu su / 1 bardak portakal ve greyfurt suyu karışımı / 2 dilim taze ananas / 6 tane çilek / 2 kaşık yulaf ezmesi
Ara: 1 bardak ıhlamur / Papatya ve melisa yaprağı çayı / 1 bardak ılık su ve 1 çay kaşığı zencefil tozu ile hazırlanmış çay
Öğle: 2 bardak su / 2 kâse sebze çorbası / Bol yeşil salata (Avokado, turp, taze soğan, tere, roka, maydanoz, domates, yağ ve limon)
Ara 1: 3 tam ceviz (Ara öğünlerin arası birer saat olmalı)
Ara 2: 2 dilim ananas, 1 elma, 1 bardak zencefil tozu çayı
Ara 3: 1 dilim tam buğday ekmeği / 1 dilim peynir / Domates / Salatalık ve maydanoz /
1 bardak papatya çayı
Akşam: 2 bardak su / 2 kase sebze çorbası /
1 porsiyon sebze haşlama (Tercihe göre üzerine az zeytinyağı, bol limon ile keten tohumu eklenebilir) / 1 kutu probiyotik yoğurt.
Ara: 2 dilim ananas / 15-20 adet siyah çekirdekli üzüm / 4 taze kayısı / 2 bardak ılık limonlu su
Diyetisyen Selahattin Dönmez: Bunu
bir diyetisyen hazırlamış ama açıkçası üzülüyorum. "Sağlığa zararlı değildir" diyor ama zararlı. Korkmak gerek. Kahvaltıya baktığımızda hani bunun proteini, hani bunun karbonhidratı
1 porsiyon sebze haşlama, 1 kutu probiyotik yoğurdu nasıl yer? Böyle saçmalık olamaz.
7. DOMATES DİYETİ Hastaneye kaldırılanlar bile var!
Domates diyeti, gün boyu her saat başı yeme esasına dayanıyor.
Kalkar kalkmaz 1 bardak suya 3 çorba kaşığı limon suyu ekleyip için.
1 saat sonra 1 bardak domates suyu
1 saat sonra 1 adet haşlanmış patates
1 saat sonra yarım bardak domates suyu /
4 tane kiraz
1 saat sonra 1 dilim karpuz
1 saat sonra 1 bardak domates suyu
1 saat sonra 1 tas sarımsaklı az tuzlu cacık
1 saat sonra bir bardak domates suyu
1 saat sonra bir bardak suya 4 çorba kaşığı limon suyu ekleyip için
1 saat sonra bir haşlanmış patates
1 saat sonra 18 adet kiraz
1 saat sonra 1 küçük kase light yoğurt
1 saat sonra 1 dilim karpuz ve 30 gr tuzsuz beyaz peynir
Not: Her saat arasında gelişigüzel bir şekilde az yağlı herhangi bir zeytinyağlı sebze yemeği veya bol sirkeli salata yenebilir.
Dr. Yasemin Arslan: Sonoma diyetindeki gibi balık, kırmızı et ya da tavuk - hindi eti tüketiminin olmaması eksiklik yaratır. Ayrıca kiraz ve karpuz haricinde de hiçbir meyveye yer verilmemiş. Bu da çeşitli vitamin, mineral, antioksidan ve eser element eksikliklerini beraberinde getirir. Bize gelmeden önce kendi kendilerine bu tip diyetleri deneyen ve hastaneye kaldırılan hastalarım bile oldu.
Diyetisyen Selahattin Dönmez: Her saat başı yemek yemek, beslenme davranışı kazandırmaz; daha sonra sık yemek yeme isteğini artırır. Tekdüze diyetler beslenme alışkanlıklarını değiştirmez; psikolojinin bozulmasına, sağlıklı beslenmeye karşı güvenin azalmasına neden olur.
Kas Hastalığı ?
KAS HASTALIĞI NEDİR?
Kas hastalıkları, vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslarımızı doğrudan tutan hastalıklardır. Yani kas hücrelerinin kendileri hastalanmışlardı
KAS ERİMESİ BİR HASTALIK DEĞİLDİR
Kas erimesi, vücudumuzu hareket ettiren kasların hacminde küçülmedir. Bu durum yalnızca kasın kendi hastalıkları nedeni ile ortaya çıkmaz. Kas ile ilişkisi olan sinirler, sinirlere emir veren omurilik ve beyin dokularının hastalıklarında da kaslar erir. Örneğin boyun fıtığında, fıtığın ilgilendirdiğ
Aslında kas hastalıklarında kaslarda erime en önemli belirti değildir ve oldukça geç ortaya çıkar. Dolayısı ile kas hastalıkları ile ilgili disiplinlerin ilgilendiği asıl konu kas erimesi değil, kasların kendilerine ait hastalıklar nedeni ile kaslarda ortaya çıkan değişikliklerdir. Diğer hastalıklar kas hastalıklarının konusunun dışındadır.
KAS HASTALIKLARININ BELİRTİLERİ NELERDİR?
Kaslarımız vücudumuzu hareket ettirmekle yükümlüdür. Bu nedenle kas hastalıklarında güçsüzlük olur ve başlıca hareketlerimiz etkilenir. Öncelikle gövdeye yakın kalça ve omuz çevresindekiler olmak üzere çok sayıda kas etkilenebilir. Örneğin merdiven/yokuş çıkma, koşma, yürüme, kolları kaldırma, başı yastıktan kaldırma, bazen gözkapaklarını açma, yutma, başı yastıktan kaldırma, soluk alma etkilenebilir. Bazı kas hastalıklarında ise miyotoni adı verilen, kasın gevşeme güçlüğü sözkonusudur. Bu durumda hasta ilk hareketlerde tutukluk yaşar, harekete devam ettikçe rahatlar. Bazen de yürüme, koşma gibi eylemler sırasında normalden çok daha şiddetli bir yorulma ve ağrı, hatta bazen tükenme yaşayabilir. Sinirlerle kasların birleştiği bölgedeki hastalıklardan myasthenia gravis, daha hafif olarak ise kasılma sırasında enerji sağlayan sistemlerin (glikojen yıkılması, mitokondri) hastalıkları tipik örneklerdir. Kasılma sırasında hücredeki yağların yakılmasında sorun var ise açlık, belirtileri çok artırır. Bazı nedenler ise çok yaygın kas yıkımına neden olarak idrar renginin çok koyu olmasına neden olabilir (miyoglobinüri)
Gidiyorum.
Sen sevgili evet sen,
Bir kez olsun dinle beni…
İzin ver bir kez olsun içimden geldiği gibi konuşayım.
İzin ver dökeyim tüm karanlıklarımı sana…
Sonra sen tekrar yollarsın nede olsa onları bana…
Ne olur bir kez sus da konuşayım…
Sus ve dinle..
Dinle ve gör ne dediğimi sana…
Gidiyorum…
Evet bak gidiyorum artık sonsuzluğa…
Sessiz sedasız istifa ediyorum yüreğinden,
Ağır ağır atıyorum adımlarımı,son göz yaşlarımı da döküp uzaklaşıyorum senden…
Ben giderken,
İçimde bıraktığın öksüz aşk çıkmaya çalışıyor,
Tenim yırtılıyor her adımımda…
Bedenim isyan ediyor,kalmak istiyor delice sevdan yüreğimde…
Engel olmaya çalışıyor her bir zerrem ama kalmak çare olmuyor….
Ömrümün tüm vakitlerini harcamak geçiyor içimden …
Kalmak inadına…
Ama yok…
İnan olmuyor…
Cevap verme..
Sus…
Sus ve dinle…
Her kış bastıran öksürük gibisin boğazımda…
Her sabah bir kaşık balla geçirmeye çalıştığım ama başaramadığım…
Kuru bir öksürük gibisin hayatımdan bir türlü çıkaramadığım…
Sebepsiz anlarda çıkıp karşıma uyandıran uykumdan bir öksürük gibisin sevdiğim,
Nefes aldırmayan kimi zaman,kimi zaman ağlatan…
Ama hep var olan ve hep kışın karşıma çıkan…
Sen sevgilim…
Sen kış güneşi gibisin canıma…
Tenime asla ısıtmayan…
Sadece kendini gösterip soğuklara esir eden ve hiç yakamayan…
Belki de kendine bile hayrı olmayan…
Bu yüzden gidiyorum sevgili,
Ve izin ver giderken konuşayım son bir kez daha…
Son bir kez haykırayım içimdeki öksüz aşkla sana…
Sus ve dinle…
Biliyor musun sevgili,
Hiçbir şey almıyorum giderken yanıma…
Tüm anıları bırakıyorum sana,
Kaçamak öpüşmelerimizi,
Sevişlerimizi,
Ve tüm sevmeleri bırakıyorum yamacına…
Bir kendimi alıp çıkıyorum yola…
Bir yaralı yanımı kucaklıyorum şefkatle ve sessiz sedasız istifa ediyorum sevdamdan…
İstifa ediyorum yüreğinde olmaktan…
Sen uyurken yatağında ,saçlarına kondurduğum son öpücükle veda ediyorum sana…
Sen sevgili evet sen,
Bir kez olsun dinle beni…
İzin ver bir kez olsun içimden geldiği gibi konuşayım.
İzin ver dökeyim tüm karanlıklarımı sana…
Sonra sen tekrar yollarsın nede olsa onları bana…
Ne olur bir kez sus da konuşayım…
Sus ve dinle..
Dinle ve gör ne dediğimi sana…
Hoşça kal…
şair ?
Zeytinyağlı Soslar
Zeytinyağı ile sarımsak Akdeniz mutfağının ayrılmaz bir parçası ve simgesidir. Hatta Akdeniz mutfağı bunlarla bütünleşmiş denebilir. Zeytinyağı balık yemeklerinde, özellikle fırın ve ızgaralarda sos olarak kullanılmaktadı
Sicilya usulü zeytinyağlı sos (Sal Moriglio):
Zeytinyağına limon suyunda çırpılmış otlar (örneğin kekik, maydanoz, biberiye) ve dövülmüş sarımsak ilavesi ile yapılır.
Piedmonte usulü sos (Bagna Cauda):
Dövülmüş sarımsağın, çeşitli baharatlı bitkilerin (örneğin kekik) zeytinyağı içinde dinlendirilmesi ile yapılır.
Cenova usulü sos (Pesto):
Dövülmüş çam fıstığı ile fesleğenin zeytinyağı içinde dinlendirilmesi ile yapılır.
Dalmaçya usulü zeytinyağlı sos:
Rafine edilmemiş koyu ev tipi zeytinyağında dövülmüş sarımsağın dinlendirilmesi ile yapılır
Marsilya usulü zeytinyağlı sos (Ailade):
Dövülüp zeytinyağında dinlendirilmiş sarımsaklı karışıma dövülmüş ceviz ilavesi ile yapılır.
Yunan usulü zeytinyağlı sos (Skordalia):
Ufalanmış ve ıslatılmış bayat ekmek veya patates püresi içine dövülmüş ceviz, zeytinyağı ve sirke ilavesi ile yapılır. Kökü Bizans'a kadar dayanan bu sos bizim taratorun ağababasıdır.
Limonlu balık sosu:
Eşit miktarda limon suyu ile zeytinyağına dövülmüş sarımsak veya sarımsak tozu ilave edip karıştırılarak hazırlanır. Lokantalarda balık sosu olarak bolca kullanılan bu karışımı istenirse ince doğranmış maydanoz ve taze soğanın yeşil kısımları da rondodan geçirilerek ilave edilebilir.
Sirke ve soğanlı balık sosu
Taze soğanı ayıklayıp ince doğrayın ve bir kaba alın. Zeytinyağı ve sirke ilave edin. Ayıklanmış ve ince doğranmış dereotunu, sirkeyi ve kararınca tuzu ilave edip karıştırın. Sirke sevmeyenler aynı miktarda limon suyu kullanabilirler.
Kıl Dönmesi - Bir Sağlık
Kıl dönmesi kılın deri içine doğru büyümesi halidir. Kıl folikülünün enfeksiyonu (folikülit) ile beraber görülebilir. Traş olmaktan kaynaklanan kronik deri iltihabında (Pseudofolliculitis barbae) da görülebilir. Derinin traş edildiği bölgelerde (sakal, bacak) sık görülmekle beraber hemen her yerde olabilir.
Genelde kuyruk sokumunda meydana gelen, ve içi kıl dolu, acı verici enfeksiyonlar (pilonidal kist) da halk arasında "kıl dönmesi" olarak bilinse de bu enfeksiyonları
Kıl Dönmesinin Nedenleri
Kılın sivri uçlu olarak kesilmesine neden olabilecek her şey buna neden olabilir. Başlıca neden traştır, bunu sıkı giyim izler. Deri içine giren kıl yerel bir enflamasyona neden olabilir.
Kıl Dönmesindeki Belirtiler
* Deride kızarıklık.
* Kaşıntı.
* Traş olmaya rağmen kalan kıl.
Kıl Dönmesinin Tedavisi
* İritasyonu gidermek için aftershave kullanmak.
* Özel cımbızla dönmüş kılları çekmek.
* Traşı farklı yönde yapmak.
* Kılın büyümesine izin vererek onu düz uzamasını sağlamak.
* Kılı uzun bırakan traş makinaları kullanmak.
* Kese, fırça veya asitli kremle derinin dış tabakasını dökmek.
* İbuprofen veya diğer NSAID ilaçlar kullanmak.
* Glikolik asit ile günde iki kere koruyucu tedavi yapmak.
Kıl dönmelerinin enfeksiyonu durumunda bir dermatolog görülmelidir.
06 Ağustos 2008 Çarşamba
Tavla
ESKI ZAMANLARDA HINT IMPARATORU,
SATRANC OYUNUNU YANINDA BIR MEKTUP ILE HEDIYE OLARAK PERS IMPARATORUNA GONDERMISTIR.
MEKTUBUNDA OYUNLA ILGILI HIC BIR ACIKLAMA YAPMAZKEN SOYLE BIR MESAJ YAZMISTIR;
BASKA BIR OYUN ICAT ETMESINI ISTER.
PERS IMPARATORUNUN BAS VEZIRI BUZUR MEHIR TARAFINDAN 1400 YIL ONCE TASARLANAN TAVLA OYUNU;
DUNYANIN EN POPULER OYUNLARINDAN BIRIDIR. ZAMAN KAVRAMINDAN ALINAN ILHAMLA TASARLANAN OYUNUN
ZAMANA BOYLESINE DIRENMESI SON DERECE ETKILEYICI.
PULLARIN TOPLAMI AYIN 30 GUNUNU,
SIYAH-BEYAZ PULLAR GECE VE GUNDUZU,
KARSILIKLI 12'SER HANE GUNUN 24 SAATINI SIMGELER ..
HINT IMPARATORUNA SATRANCA KARSILIK OLMAK UZERE TASARLANAN TAVLA OYUNUYLA BIRLIKTE
GONDERILMEK UZERE SOYLE BIR MESAJ HAZIRLANIR :
'EVET, KIM DAHA COK DUSUNUYOR, KIM DAHA IYI BILIYOR, KIM DAHA ILERIYI GORUYORSA O KAZANIR.
AMA BIRAZ DA SANS GEREKIR. ISTE HAYAT BUDUR...'
Kurşunlu şelalesi
Kurşunlu Şelalesi
Kurşunlu Şelalesi denildiğinde aklımıza ilk gelen özellikleri sıraladığımızda güzel bir resim çıkar ortaya.
Antalya’nın doğusunda yer alan şelale özellikle sıcak yaz günlerinde serinliğine sığınılan yerlerden biridir. Kardeşi Düden Şelalesi gibi görkemli olmasa da kendi mütevaziliğinde yeşilin her tonunu barındıran bir tabiat parkıdır.
Özellikle piknikçilere, doğa severlere ve de özellikle fotoğrafçılara yeşilin her tonu, bitki tüneli, turkuaz yeşili gölcükler, nilüferler doyumsuz malzeme sunar. Perge Antik kentine kadar çıkılan bir patikası vardır ve bu patikanın bir kısmı trekkingcilerin sevdikleri bir yoldur. Piknik alanından köfte kokuları, közlenmiş patlıcan kokularını her zaman duyarsınız.

Hatta yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği, şehir dışından bir misafir geldiğinde mutlaka görmesini arzu edilen bir yerdir.
Ama artık değil. Eski alışkanlıklarımızla, eskiden akıllarımızda kalmış resimlerle Kurşunlu Şelalesine gittiğinizde artık içler acısı bir resim sizi karşılıyor.
Belki de en güzel tarafı otopark oldukça geniş ve ücretsiz. Girişte ödenen kişi başı 2.5 YTL ile karşılaştırılınca. Dört kişilik bir ailenin giriş ücreti 10 YTL. Hadi bunu da anlarız harcanan bedel karşılığında yeterli tatmin olursa.
Sonra uzun yıllar önce yapılmış kayrak taşlı düzenlemeden içeri giriyorsunuz ve merdivenlerden aşağı inerken çöplük ve mezbelelik başlıyor. Her yere yazılar yazılmış ve kaktüs yaprakları insan isimleriyle dolu. Atılmış sigara izmaritleri, kutu kolalar ve pet şişeler size yürürken eşlik ediyor. Tabelaların yarı yazıları ve resimleri dökülmüş. Belli ki ilgisizlik hakim. Değirmenin adı kalmış kendi yok. Avrupa’da olsa yani gelişmiş ülkede bu değirmen harıl harıl çalışırdı.
O görkemli suların aktığı şelale duvarında şelale arıyorsunuz. Ama su yok, şelale göleti eski günlerin rengini hala barındırıyor ama inanılmaz çaresizlik içinde. Yosunlar tutmuş ve ciddi bir kirlilik var.

Hayal kırıklığına uğramış halde yolunuza devam ediyorsunuz. Suskunluk var artık. Cumhurbaşkanı köşküne geldiğinizde bu binanın hala neden kapalı tutulduğu sorusunu soruyorsunuz. Allahtan oradaki üç beş tane pekin ördeğinin coşkulu yüzmeleri sizi sevindiriyor.

Devam edip aşağıya yürüdüğünüzde artık bitki tüneli içindeki patika sizi nilüfer tarlalarına götürür. Hele bu günlerde yeni çiçeğe duran bu kutsal çiçekler doyumsuz bir dinginlik veriyor o mekana.
Ziyaretçiler bilgisiz, sorumlular ilgisiz hatta vurdumduymaz haldeler. Piknik alanı ise köpeklerle ve kedilerle dolu. Hepsi sanki aylarca aç bırakılmış gibi yanınızdan ayrılmıyorlar. Köpekleri ve kedileri çok severim ama oradaki oluşan görüntü onların bile ne kadar sahipsiz ve korunmasız olduğunu gösteriyor.
Yani işin özü. Kurşunlu Şelalesi ölüyor. Hatta neredeyse ölmüş halde. Son demleri yaşıyor, can çekişiyor. Eğer bu tehlike ciddiye alınmazsa bir iki sene içinde ölecek. Oraya mutlaka bir yerlerden su getirilmeli ve su miktarı arttırılmalı. Kapıda alınan giriş ücretinin karşılığında hizmet sunulmalı. Etraf temiz ve insana saygı duyan bir görüntü içinde olmalı.
Söylenecek çok söz var ama bizim toplumumuzun ve yönetim yapımız bu. Halkımız tehlikenin farkında değil, her mekanı hoyratça kullanıyor, sorumlularımız ise işin bilincinde değil.

Hani bir özdeyiş vardır; “Dolaştım mülk-ü islamı beldeler kaşaneler gördüm, dolaştım küfr-ü islamı beldeler şahaneler gördüm”. Bu mekan Avrupa’da olsaydı çok daha farklı olurdu.
Kurşunlu ölürse bizde öleceğiz.
Ağlıyorum Kurşunlu Şelalesindeki su artar mı acaba. Hepimiz ağlasak Kurşunlu Ölünce geri gelir mi acaba.
Faik ARDAHAN
